• o uzaktaki yeşil çizgiyim. çocuklar eteğimden çekiştirmediği müddetçe maddi bir hedefim olmadan arazide yürümeyi çok seviyorum. gördüğüm ilk mağaradan rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem karşıma çıkacak gibi geliyor. ömer radıyallahu anha o sözü söylemiş de elinde asası ile yalınkat elbiseyle hicret ediyorken karşıdan yürüyüverecek, üveys annesini düşüne düşüne yanımdan geçiverecek sanki. ömer b abdulaziz'e şehrin dışındaki sürüleri denetlerken rastlayabilir miyim? harun reşid'in kadıköye dek ulaşacak birliği ile şuradan mı geçmişti? tanrı dağlarına doğru çekilen talas yorgunu dedelerimin kalbindeki islama dek kıpırtılar mı bu içimde hissettiğim?


tavşanların, yılanların ve köstebeklerin yuva girişlerini ayırdedebiliyorum artık. ben yürüdükçe çekirgelerin zıplamasından çekinmiyorum. ne zaman başladı bu? bir cami lojmanında geçti hayatımın ilk 9 yılı, gözümü çevirdiğim her yer beton ve plastikti. yazları dağ köyümüze giderdik de balkan muhaciri annem dağ köyünde beyaz uzun çorap ile tertemiz gezdirirdi. sonrası apartman hayatı. evin önünde çakıl döşenmiş çocuk parkından zeminine asfalt dökülmüş basket alanına geçiş.16 yaşında türk televizyon kanalları kesmiyor da altyazılı belgeseller, diziler izliyorum. bizden çok önce kapitalizm mağduru olmuş batıdaki insan kardeşlerimin çığlığını duyuyorum o belgesellerden, dizilerden. şehir şehirdi köy köydü evvelden. köyün de şehrin de maddeye esir olduğunu anlamaya başlıyorum yavaş yavaş. üniversite giriş sınavı ve fakülte izin verdiği kadar kendi müfredatımı öğrenmeye çalışıyorum televizyondan ve internetten. o sırada müstakil eve taşınıyoruz. evin yanı orman. ormana girilmez. neden? ayı çıkar :)fakülte bitiyor. mutluluk. kendi gündemime odaklanabileceğim. babamın yabancı dili Fransızca. oraya giderdi akademik çalışmaları için. o yaz 21 yaşında ben de eşlik ediyorum bir seyahatine. Türkiyeye  yaz seyahatine gelmiş bir tanıdığımızın müstakil evinde kalıyoruz. çöp ayrıştırma, sokak temizliği, market düzenlerine hayran kalıyorum. salt hayranlık değil bu fakat. faşistçe cezalar sebebiyle yapıyorlar bunu. bunu sevmiyorum. içsel iştiyak olmadan yaptıklarımız ne kadar fayda eder ki? bir getto mahallesine konuk olduğumda iyice sıdkım sıyrılıyor bu zorbalıktan. "şu mahallede bizim temizlik kurallarımıza uymayabilirsiniz. bizim için çalışın ve 50lerde yaptığımız evlerde oturun. isterseniz daha kötü şartlarda yaşayabilirsiniz. çöpünüzü apartman boşluğundan bırakabilirsiniz. o çöpler kokabilir. fahiş kiralarla sizi mahallelerimizden uzak tutarız. ama bunu siz tercih ettiniz çünkü ailenizi Türkiye'de bırakıp bir ömür hasretle yaşamadınız. Üstelik biraz para biriktirip vatanınıza dönmekte gözünüz. Bir de vatanınıza para göndermek derdindesiniz. Bu sizin tercihiniz. Siz bilirsiniz" faşistliği bu.dönünce çöp ayrıştırmaya başlıyorum. sene 2005. cam, plastik, kağıt... Aman ya Rabbi. ne kadar çok plastik kullanıyoruz. her şey plastik. kağıtları, sebze meyve kabuklarını ve yemek artıklarını karıştırıp ormanın kenarına döküyorum. belgeseller üzerinden bazı kasabaların dönüşümlerine şahit oluyorum. nasıl plastiksiz yaşama geçtiler? güneş panellerini nasıl kullandılar? betonu nasıl en az indirdiler? yiyor, içiyor gibiyim tüm bu bilgileri. bir köy evine gelin oldum. bilirsiniz, duvarlarında posterler asılı, kocaman kitaplığı olan evlerden biri. genç islamcılar. ne tatlı. köy hayatı bu çöp ayrıştırma işimi kolaylaştırıyor. şu plastik işini de epey azaltıyorum. ne ki toprağa dokunamıyorum hala. asfalt dışında yürümek ise bir hayal. ya üzerime böcek konarsa? bahçeye girmek mi? ne gerek var?birkaç yıl sonra tekrar apartmana hayatına geçiyoruz. hayatımın km taşlarından birini, gönülü verdi bana o apartman dairesi. kurban olurum o betonu yaratana. sonra tubayı verdi konya'da. apartmanın konforu sayesinde yemek, yoğurt, ekmek, reçel ve meyve suyu yapmayı öğrendim o sırada. ne güzel olmuş! safranbolu'da  başladım toprağa dokunmaya. sebze tohumu atıp çıkınca ot sanıp yolduğum, bu neydi ben ne ekmiştim şimdi buraya diye düşünüp durduğum, çorapsız bahçeye inip ayaklarımı kurttuğum, şalvarsız gezip böceklerden kaşınıp durduğum, naylon karıştırılmış kıyafetlerle iş tutup terden hasta olduğum, küçücük bahçenin işini öğlenin bağrında yapıp güneşten yandığım, malç nedir bilmezken çapa ile uğraştığım, yanlış saatte sulama yapıp faturayı şişirdiğim günler oldu. Beş yıl olmuş bir bahçem olalı.

beş yıldır arazide, ormanda maddi bir hedefim olmadan, yani bir meyve bahçesine gitmeksizin, ama hüdayinabit bir meyveyi de buldum mu affetmeksizin geziyorum. iyi geliyor.