Küçük Prens....

İlk çocuğum iki yaşına geldiğinde, ben de her anne gibi, boya kalemleri ve şekilli boyama kitapları aldım. Fakat oğlum aslâ ve kat'â o şekillere îtibâr etmiyordu. Kafasına göre şekiller çiziyordu.
Kitabın -mavi boya! dediği yeri o başka renk boyuyordu.
Önce üzüldüm.
-Demek ki resm kâbiliyyeti yok, dedim. Fakat gözlemlemeye devâm ettikçe giderek daha da belirginleşen şekilde yaşadıklarını resmettiğini anladım.
Evvelâ şekilli boyama kitaplarının tümünü kaldırdım. Eski defterler, ajandalar verdim eline. Boyadığı renklere de hiç karışmadım. Bir yerde okumuştum. "Bulutları beyaz çizerler, oysa ki bulutlar gün batımında kızılın her tonunu alırlar" diyordu. Bunu hissetmeleri için elimden geleni yaptım. Gök gürlerken perdeleri sonuna dek açtım ve bulutlara baktım. "hadi bakalım şimdi bulutlara bakıyoruz" demedim. Yapmacık geliyor öyle şeyler bana. Ben öylece pencereden bakınca zâten yanıma gelip "nereye bakıyorsun anne" diyorlardı. Ben de onlara kâinattan, gökyüzünden, yıldızlardan, gezegenlerden bahsediyorum. Bulutların sadece beyaz değil, gri lacivert ve kırmızının her tonunu aldığını bilen bir çocuk yetiştirmek hayâlim.
Çocuklarıma vermek istediğim tek bir duygu var. "Öğrenme aşkı". Bunun için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Nureddin Yıldız hocanın bir mîsâli var. "Arapça kaşık, Kur'an ve Hadisler yemektir. İnsan yüz kaşığı olsa, yemek yemedikten sonra ne anlamı var?" der.
Tıpkı bunun gibi ben de diyorum ki çizgileri taşırmadan, gösterilenle birebir aynı resimler çizen çocuk, duygularını ifâde edemiyorsa bunun ne anlamı var?
Küçük Prens'i hatırlar mısınız? Aşağıdaki fotoğraflarda kitaptan bir öğüt ve oğlumun surrealist çalışmaları ( Kaykay'la gezen dinozorlar, korsan gemisi bayrağı, Satürn'e giden uçurtma, eğlenceli lunapark) var.
Kalın selâmetle....






Hiç yorum yok: