Sonbahar








ilk fotoğraftaki görüntü beni benden aldı
kafamı kaldırdığımda gördüm o yaprağı
tek başına orda öyle duruyordu
herkes gitmiş bir o kalmıştı
sanki ölmüştüm ve mezardaydım
sonra ikinci fotoğraftaki görüntüye takıldı gözüm
sanki amellerim yanıma gelmişti 
biraz rahatladım
sonra diğer ağaçlara daldım 
unuttum işte 
hemencecik unuttum ölümü 
hatta gittim elime telefonu alıp çektim bile onları 
insanım nisyan ( unutma ) ile ma'lûlüm ( illetli, eksik ). 
......................
Üstâd Bediüzzaman Said Nursî der ki,
Hem anlarsın ki, güz mevsiminde yaz, bahar âleminin güzel mahlûkatının tahribâtı idâm değil. Belki, vazifelerinin tamamıyla terhisâtıdır. (Haşiye) Hem, yeni baharda gelecek mahlûkata yer boşaltmak için tefrîgattır ve yeni vazifedarlar gelip konacak ve vazifedar mevcudâtın gelmesine yer hazırlamaktır ve ihzârâttır. Hem zîşuura vazifesini unutturan gafletten ve şükrünü unutturan sarhoşluktan ikazat-ı Sübhâniyedir.
Haşiye: Evet, rahmetin erzak hazînelerinden olan bir şecerenin uçlarında ve dallarının başlarındaki meyveler, çiçekler, yapraklar, ihtiyar olup vazifelerinin hitâma ermesiyle gitmelidirler; tâ, arkalarından akıp gelenlere kapı kapanmasın. Yoksa, rahmetin vüs’atine ve sâir ihvanlarının hizmetine sed çekilir. Hem, kendileri gençlik zevâliyle hem zelîl, hem perişan olurlar. İşte, bahar dahi mahşernümâ bir meyvedar ağaçtır, her asırdaki insan âlemi ibretnümâ bir şeceredir, arz dahi mahşer-i acâib bir şecere-i kudrettir, hattâ dünya dahi meyveleri âhiret pazarına gönderilen bir şecere-i hayretnümâdır.
(LÛ­GAT­ÇE:  mevt: Ölüm.  tefrîgat: Boşaltmalar.  ihzârât: Hazırlıklar, hazırlanmalar. ikazat-ı Sübhâniye: Sübhanî ikazlar, uyarılar.)
.....................
Güz çocuğuyum.
Ondan mı içimin yaşlılığı.
"Yaprak döker bir yanım,
bir yanım bahar bahçe. 

Hiç yorum yok: