Mânevî Tedavî

Ne zaman okumayı bıraktım bilmiyorum. Neyle ilgili ne zaman doyum noktasına ulaştım?
"Tek yeni bir şey öğrenmeden, hepsini uygula hadi şimdi" dedi iç sesim, vicdânım. Dinledim.
Ortodoks tıbba karşı hep mesafeliydim. Ağrı kesilmesi gereken bir şey değildi gözümde. Vücudum beni uyarıyordu. Kas'lar adı üzerinde kasılmak için vardı ve onları gevşetmemeliydim. Ateş çıkıyorsa eğer, vücut savaşıyor demekti, bu iyi bir şeydi. Ateşi ilaçla düşürmek yerine, vücûda hasar vermeyeceği önlemler almalıydım.
Bunlar iyi hoş, fakat bir şeyi atlamıştım. Hastalıkların kökeni hep gidip rûhî sıkıntılarımıza dayanıyordu. Değil miydi ki hep kavuşamayan sevdalular verem olurdu? Bu, şaka değil. Bu gerçek. Elbette hastalıklar imtihan. Elbette maddi sebeplere çok dikkat etmeliyiz. Peki her şeyi madde ile açıklar isek, ünlü ihraç profesörümüzün kanser oluşunu nasıl açıklayacağız?
Ekim ayı idi sanırım.  5 yaşındaki badem oğlum "allerjik astım" atağı geçirdi. Her zaman geçirir. Biz de ya evde buhar tedavisi uygularız. En âhirinde gideriz hastaneye. Çocuklarımın ablaları haber verince eşim eve geçti, hemen buhar bağlamış, ama hırıltıda hiç bir azalma yok.
Ben de ders bitimi hemen eve geçtim. Oğlumu aldım öptüm kokladım. Kardeşleri ile yumak olduk resmen. Ayağıma aldım. Göğsü inip inip kalkıyor. O manzarayı bilen bilir. Eşim oğlumun duyamayacağı şekilde, "hastaneye götüreyim" dedi. "Bana iki saat ver lütfen, bana bir doysun" dedim. Oradan bu dediğimin saçma gözüktüğünü biliyorum. Ama bu benim annelik hissiyâtımdı.
Badem oğlum ile Zeytin kızımın arası 26 ay. Ben diyordum ki Mustafa için. "Hiç bebekle ilgilenmiyor". Meğer kasden ilgilenmiyormuş da ben anlayamıyormuşum. Bunu çok sonra keşfettim. Uyku ve yemek meselesinde kuzumu üzüyormuşum ben meğer. O söylemiyor diye anlamıyormuşum.
Kuzumun hırıltısı dinene kadar niyet ettim Allah rızası için her dediğini yapmaya ve hiç iş yapmadan etrafında pervane olmaya. Dedim ki uyusa bile gidip gidip öp,  kulağına güzel şeyler fısılda. Gözlerini görmeliydiniz. "Anne sen beni çok seviyorsun" dedi kuzum bir süre sonra. İçimi dağladı.
Ah Bademim. Annen seni çok seviyor elbet. Ama insan zâlim ve cahildir, annen de öyle be kuzum.
Neyse efenim ben tuttum sonra bu işi. Ne vakit biri hasta olsa ne denli maddi tedâvi yapıyorsam bir o kadar hatta daha fazla da manevî tedavî yapıyorum. İşe yarıyor.
Bir de güzel kardeşim. Deme sakın " Ben de bunu yapacak güç yok" diye. Bende de yoktu inan. Bir kez yapınca bir şeyi. Gerisi geliyor. Hani tadını bilmediğin bir yemeğin sonra tiryakisi olursun ya. Onun gibi düşün.
Ye şu yemeği :)

Hiç yorum yok: