Şehirde ilk-el olmak mümkün mü?

Şehirde ilkel olmak mümkün mü?
Şehirdeyiz. Kimimiz buna mecburuz, kimimiz mecbur olduğumuzu düşünüyoruz. Bu ayrı bir bahis. Velâkin 10'umuzdan 9'umuz şehirde yaşıyoruz. "Şehir bizi yoruyor, nefes aldırmıyor, latîfelerimizi doyurmuyor" deyip duruyoruz. Acaba şehre biraz fazla mı yükleniyoruz? Yoksa şehirde ilkelleşmek mümkün mü? Tümünü elde edemediğimiz şeyin bir kısmını yapamaz mıyız? Hep tümden mi geleceğiz, belki tümevarırız. Peki neler yapabiliriz? Her geçen gün bir yenisini tanıdığışehirdeki "ilkel"lerin yaptıklarını ayıkladım, pişirdim, mis gibi aşure çorbası yaptım size. Afiyetle okuyunuz efendim.
1. Sirkemizi yapabiliriz. Belki sirkencubin hazırlayabilecek sirkeyi ilk seferde tutturamazsınız. Tabii "acemi şansı" deyişini de hatırda tutalım. Evde sirke yapmak için tek ihtiyacınız meyve , su ve cam kavanoz. Kimi bir kaşık bal ekler, kimi bir avuç nohut. Kimi azıcık bulgurdan medet umar, kimi ise der ki yarım kaşık tuz yeter de artar. Kimi ustalaşmıştır, sirke anası vardır elinin altında. Maya eder onu, bakmaz hiç sağa sola. Tarhun veya fesleğen katar kimi, çıkarır birkaç gün sonra. Lakin sen asılsın sevgili okur. Bu senin yolculuğun. Dene ve yanıl. Doğru böyle bulunur. Ve kadim bilgiyi horlama. Ananen, babanen, annen, kayınvalden çok mutlu olacaktır sirkeyi nasıl yaptıklarını sorsan onlara. Ve şaşıracaklardır muhtemelen. Sirke işte, meyve ve su diyeceklerdir belki. Belki de "işte biz okumuş cahiliz, sizin gibi değiliz" gibi birşey dersin onlara. Belki bir köprü kuruluverir nesiller arasında.
2. Yoğurdumuzu yapabiliriz. Yaşadığınız yörede gerçekten çiftlik olmadığından emin misiniz? Yoğunuz, bir çiftlik arayacak ne vaktimiz ne de gücümüz var. Sâhi, giyim-kuşam indirim sezonlarını kaçırmıyoruz değil mi? Algıda seçicilik mi dediniz? Kimbilir, belki. Hadi silkelenelim. Mahallemize süt getiren o arabanın nereden geldiğini ve ineklere süt yemi verip vermediğini soralım. Söylemiyorlarsa bir başka kapıda ararız nasîbi. Eğer buyur ediyorlarsa ve süt yemi vermiyorlarsa güzel ineklerine "Gelebilir miyiz" diyelim, sütünü içeceğimiz ineklerle tanışalım, izin isteme mahiyetinde bir selam verelim güzel ineklere, bebelerimiz inek sağmak ister belki, kutulardaki bol çamaşır sulu o beyaz suyun gerçekten süt olduğunu düşünmeden evvel bebelerimiz, bunu yapalım. Eve gelelim. Elimizde taze sağılmış sütler. Varsa nsîbimiz tereyağı, peynir ve mayalık yoğurt. Sütü tencereye dökelim. Bir taşım kaynatalım. Cam kavanozlara alalım. Hiç metal kaşık değmesin sütümüze. Üzerinden buhar çıkmaz olunca, kavanoz elimizi yakmaz olunca başlıyor iş. Dilimizde "bu nimeti ailemin birbirine olan ülfetini artır" duâsı oluversin meselâ. Kavanozlardan tahta kaşık yardımıyla aldığımız bir miktar süt ile mayalık yoğurdu bir kapta ezelim, açalım. Bu karışımı kavanozlara eşit bölüştürelim. Mutfağın sıcak bir köşesine dörde katlanmış sofra bezimizi serelim. Kavanozların ağzını kapatalım ve yeni uyumuşbebeği yatağına yatırır gibi dikkatlice sofra bezinin tam da ortasına dizelim. Besmeleyle, hamdeleyle, salveleyle, tehlillerle dört ucunu bohça gibi örtelim yoğurdun. Bırakalım bakteriler işini yapsın. Uyusun da büyüsün yoğurt taneleri. Sekiz saat sonra açalım bohçayı ve kapakları. Bir saat hem soğusun, hem nemi gitsin yoğurdumuzun. Sonra buzdolabımıza alalım. Nur olsun, şifa olsun ailemize.
3. Minik saksılarda bitki yetiştirebiliriz. Emekli olana dek veyâhut bahçeli bir ev nasibinize düşene dek beklemek zorunda değilsiniz. Umudu çoğaltabilir, emeğin tadına bakabilir, elinizin değdiğini yeşertebilirsiniz. Uyaralım, bu bir nevi bağımlılık olacak. Her gördüğünüz ufacık toprak parçasına bir tohum ekerken, az daha büyük bir alan bulduğunuzda ağaç dikerken bulabilirsiniz kendinizi. İlk yapmanız gereken atalık tohuma ve yerli meyve çekirdeğine ulaşmak. Organik değil, atalık.
Atalık tohum yüzyıllardır bu topraklarda ekilen, çiftçinin bu seneki hasattan önümüzdeki seneye ekilmek üzere ayırdığı tohumun adıdır. Ne acıdır ki bugün eldeki atalık tohum miktarı pek azdır. Hibrit tohum dediğimiz türler sadece bir sene ekin vermek üzere tasarlanmıştır. Yazarken bile dehşete düşüren bir kelime: ta-sar-lan-mak. Fakat maalesef durum bu. Pazarda satın aldığımız 10 üründen ancak 1 tanesi atalık tohumdan üretiliyor. Köylü pazarından alış-verişyapıyorum diyerek kendimi bilinçli müşteri addettiğim o günler permakültür ve yerli tarım ile ilgilenmeye başlayana dek sürdü. Şimdi daha da okumak, daha da araştırmak ve yereli yaygınlaştırmak için bulduğum her fırsatta konuşuyor, anlatıyorum.
Atalık tohum bulmak zor, ilaç değmemiş meyve çekirdeği bulmak da. Biz bulunduğumuz ilçede ve akraba çevremizde gördüğümüze söyleyip görmediğimize haber salmamıza rağmen yalnızca sekiz tür atalık tohuma ulaşabildik. Rakamla 8. O kadar. Büyük şehirlerde yaşayanlar için "tohum takas günleri" eşsiz bir fırsat olduğunu da not düşelim.
Atalık tohumunuza kavuştunuz. Ve tohumu aldığınız kişiden nasıl yetiştirileceğini de öğrendiniz. Velâkin işiniz bitmedi. Asıl iş şimdi başlıyor. Bakmayın siz tecrübenin yediğimiz nelerin bileşkesi olduğunu söyleyenlere. Tecrübe en iyi öğretmendir. Bu sizin okulsuz eğitiminiz olsun. Tecrübe ederek öğrenmenin tadına varın. Komşularımızla muhabbetimizin eksikliğinden dem vuruyoruz değil mi? Komşudan alınan bir dal saksı bitkisi iyileştirmez mi ilişkimizi? Kafamıza göre birilerini bulamadığımızdan şikayet edip duruyoruz. Ya şiddetinin zuhurundan göremiyorak o birilerini.
4. Geri dönüşüm atıklarımızı azaltabiliriz. Atıklarımız azaltmanın ilk yolu marketlerden pazarlara yönelmek. Peki ya pazardaki poşetler? Her yerde karşımıza çıkan doğa dostu geri dönüştürülebilir bir çanta almak zor olmasa gerek. Tabi tek çantaya doldurulan pazar alışverişinde de bir yol izlemek gerek. Öne patates ve soğan alışverişi, ardından sebzeler ve meyveler ezilme risklerine göre üstüste. Çok zor değil. Yaşadığını hissediyor insan pazarda. O sesler, o yankılar, o kokular... Bazen soğuk bazen sıcak... Ve yağmurlar, rüzgarlar. Pazara gidemeyecek bir tempomuz var ise, markette de geri dönüşüm çantamız emrimizde. Br market arabasını ağzına dek dolduracak kadar alışveriş yapanları bahis dışı tutuyoruz. Sözümüz kanaat ehline.
Aldığımız eşarp, eve girer girmez çıkarıp atacağımız o zarfvârî kutuya ve ardından kocaman kağıt çantaya girmek zorunda mı, çantamıza atıversek küsüyor mu bize eşarp? Ya o hırka, ille de o cafcaflı kutuda mı taşınmalı? Nenem dedikçe, gücü mü üzülür toplu taşınsa? Yalnızca bir saat sürecek bir program için a4 kağıdı kadar davetiye bastırmak biraz abes olmuyor mu? Eşimize aldığımız a markasının çorabı ile oğlumuza aldığımız b markasınışapkası aynı poşete girince yabancılık mı çeker? Neden ayrı poşetler, zarflar, kağıt çantalar? Geri dönüşüm toplamak güzel şey, peki geri dönüşüme dahî yol açmamak daha güzel değil mi?

Şehirde ilkel olma bahsi, üzerinde çokça durulası. Velâkin bize ayrılan sürenin sonuna geldik sevgili okur. İlkel olasın. İlk-el olasın.

günce....

6 yaş 4 ayını tamamlamak üzere olan Badem oğlum doğa üzerine kendince bir müfredat kurdu. Ve ben artık hazırlıksız yakalanmaya başladım. O kadar aşklı şevkli ki "bunu birlikte araştıralım" "bunu bir düşünelim" gibi cevaplara uzun süre dayanmıyor artık. Bugün ayın ilk pazartesisi. Yani dergi bayiine uğrama günüm. Uzun zamandır Bilim Çocuk da alıyorum. Kendim için :)
smile ifade simgesi
Badem oğlumun bir çok sorusuna cevap buldum. Tabii dili indirgemek gerekiyor. Hava durumu kartları vardı ekte. Badem oğlum kartları inceledi ve "Kuzey Yarım kuredeki denizlerin Güney yarım kuredeki denizlerin ise dönmesi yani etkisi üzerine resmedilmiş karta takıldı. Üzerine konuştuk. Evirdi çevirdi, badem gözlerini tavana fikri. Gitti geldi soru sordu. Tam yatarken ise "Dünya tamamen yanabilir mi ya da ortadan ikiye kırılabilir mi" dedi. Neden böyle düşündün dedim. "Düşüne düşüne bunu buldum" dedi. Konuştuk biraz. Zamanında eskatoloji okumalarını yarım bırakmıştım. Devam mı etsem ne?
Şaka bir yana selim fıtrata dokunmadığımızda çocuğun Dünya'nın (aslında varlığın ) nasıl oluştuğu, neden oluştuğu ve nasıl sonlanacağına dâir akıl yurutmemesi mümkün değil.
Bir de şarkılar var. Kızımın şarkıları. Zeytin kızımın. 4 yaşını 2 ay geçmiş kızımın. Kendini çok güzel ifade ediyor. Bir de güzel gufteleri var ki sormayın. Bir tanesini yazacağım müsaadenizle.

Severim ben insanlarıııı
Hepsini hepsini hepsiniiiii
Neden sevmeyelim insanları
Çünkü onlar insanlar

günce....

Bismillah ve ala milleti rasulillah
Alllahın adı ve Rasulünün dini üzere...

Bu sene yoğunluğumun olduğu saatlere göre mesaimi ayarlayabilme imkanı doğdu. Bu güzel, bu pek güzel. Bebelerimle ilgilenen kızların okullarının 17'de başlaması ilaç gibi geldi. iki sabah dersim oluyor. o sabahlarda öğleden sonraya program koymuyorum. fakat diğer sabahlar boş nöbete gitmektense öğleden sonra halledilecek işleri hallediyorum. bugün 4 saat içerisinee kısa bir gündem toplantısı, yakup köse konferansı ve genel toplantı sıkıştı. elhamdülillah. aile ve dini rehberlik bürosunda neler yapılabilir haftaya tek tek yazacağım inşallah. biraz daha otursun zihnim. her yazının bir zamanı vardır derler.

toplantıda e hocanın kızı da vardı. o da raporlu okulsuz gillerden. anne desen tam olarak eğitim hayatın içinde kafasına sahip. bize gidelim mi dedim. geçen haftasonu ailesiyle geldiği eve gitmeyi yadırgamadı. anneden de izni kaptık. ikizlersiz olur mu, hazırlanın gelin hemen dedim. geliverdiler. üç evde, üç de getirdim tam altı bebe. değmeyin keyfimize.

eşim eve çıktı. balkondan bakarken şu ipi atsana dedi. birdenbire gelişti olaylar. ipi oraya bağladık ve tarzan doldu ortalık. tam düştüğü anın resmini çizdi oğlu tabi hemen eve çıkıp. fotografik adamım. biraz sallan biraz düş derken sıkıldılar. 6 tane kağıt bardağı bahçenin her yerine sakladım. buluyorlar diğerini arrarken onu da saklıyorum. yarım saat arattırdım. onlar buldu ben sakladım, ben buldum onlar sakladı.

bahçemize hep gelen m ve e isimli delikanlıların arkadaşı ile tanışmıştık. basketbol toğunu nasıl şişireceğimizi öğretmişti bize. ben de size söyleyeyim de şaşırın. şırınganın sivri ucunu kargaburun ile azıcık kesip şişirebilirsiniz basketbol topunu. bisikletçide çalışmış meğer veled. bugün de bisiklet tekeri sönmüş abla, şişireyim mi dedi. aldı götürdü şişirmeye. sağolsun.

oğlum arka tarafta biraz çimento karışmış bir kum buldu. bir bardaktan bir barrdağa döküyor, çığlık çığlığa gülüyor sonra. geliverdi yanıma. yine döktü bir bardaktan bir bardağa. ince bir toz çıkıyor bu işlemin sonunda. öhö öhö yap anne diyor. güya yüzümü toza bulayacak, beni kızdıracak, ben de onu kovalayacağım. Allah'tan mahalleden abileri geldi de kurtuldum bu oyundan :)

kızlar harıl harıl yemek hazırladılar. hangisi dedi hatırlayamadım. ama biri akşam oluyor dedi. süpürmeyi kestim ve gökyüzüne baktım. amanın pembe kırmızı turuncu karışımı bulutlar. çocuklar bulutlara bakın, eden böyle olmuşlar dedim. bir sürü fikir havada uçuştu. önceden olsa işte güneş ışınları falan derdim. canım mervesoc. içimize işledi her cümlesi.

eve girmek bir olay, kuru pilav-yoğurt üçlemesi bir olay, merdivenlerde süngerle kaymak bir olay. tam yarım saat, tam altı çocuk. bana tek kelime etmediler. mutfağımı topladım, makineyi bile çalıştırdım. öhöm öhöm eşim de yoktu yani.

eşim geldi, yatsı ezanları okunurken kızları evlerine bıraktı. üç çocuk ne azmış deyiverdim. herkes kendi ödevine daldı. biraz elif-bâ okuduk. zeyin kızım e-i-û sayfasını sever. badem oğlum ise elif-bâ-tâ sayfasının satır sattır değil, sütun okumak ister. herkesin gönlünü yaptık. ve hadi yataklara dedik.

uzun zamandan sonra dişe dokunur bir yazı yazabildim, tashih ettim gönderdim. dua et okur. beğensin üstâdem.










günce....

Sorunsuz bir hayat istiyoruz. Hep derim bunu. Yine diyeyim. Kimse tercihlerimi eleştirmesin. Kimse yorum yapmasın. Kimse kalbimi kırmasın. Kimse yoluma çıkmasın. Kendimden biliyorum bunu. Ama yok ki böyle bir Dünya. Türk-İslam, İslam, Batı, Rus klasiklerini daha oy kullanamadan bitirmiş biri olarak ben böyle 'Dünya'sı olan bir roman-hikaye-öykü kahramanı görmedim. Roman-Hikaye ve Öykü bize gerçeği tasvir eder mi? Elcevab, tam olarak tasvir etmese de fikir verir.

Ben üç çocuklu, orta ölçekli tarihi bir ilçede yaşayan, devlet memurluğu yapan bir kadınım. Hayatım herkesinki kadar basit ve herkesinki kadar karmaşıktır. Zihnim tüm gün ev işleri, büro işleri, öğrenci işleri, örgü işleri, ekim dikim işleri ve yazı işleri ile dopdoludur. Snapslerim bağlantıları kurar, hangi malzemeden ne kadar kaldı, şunu ML yemez bunu ise badem, ikisinin de yediği tek yemeği dün pişirmiştim bugün ne pişirsem, hangi tohum nerede, hangi öğrencinin hangi meselesi çözülecekti, nereye ziyaret yapılacaktı.... Liste uzar gider. Bağlantıları kurar, yoluma devam ederim. Kuramadığım bağlantılar, ve ağlantılar olur. Ağlamaya vakit bulamam bazen evet. Sonra vakti zamanı gelince ki bu ayda bir olur genelde ağlar ağlar ağlarım. sonra bir çay koyar kafayı toplarım. Gecelerin kadınıyım. Hiç sevmiyorum böyle olmalı ama gecede farklı bir şey var. Geceyarısına gelirken doğmuş olmam etkili mi bunda bilmiyorum. Bir de 8 Kasım'da doğdum sevgili okur. Bir de mail adresim köşede yazıyor. Hani bi doğum günü mesajı falan atmak istersin. Bilmem anlatabiliyor muyum? At yani. Ben insanlarla mutlu oluyorum.

Ben insanlarla mutlu oluyorum ama insanlar, işte şu homo sapiens çok üzüyor beni bazen. Yüzüme yüzüme hayat tercihlerimi sorguluyorlar, hem de hakkımda hiç bir şey bilmezken, hem de daha demin tanışmışken. Yazık bana. Yazık hepimize. Niye böyle yapıyoruz ki. Neden daha demin tanıştığı bir insanı, hem de yolculuğunun neresinde olduğunu bilmezken, kendi tercihinin veya yengesinin o konudaki bilgisinin doğruluğuna inandırmak ister insan? Ben yine olumlu düşüneceğim. Hep iyi olsun istiyoruz herkes. Ondan oluyor bunlar. De mi okur? He de gurban!







cumartesi günü baba ile badem oğlan balık tutmaya gittiler. bir grup üniversite öğrencisi ile. tutamadılar o ayrı. üç senelik hayali gerçek oldu badem oğlumun, ben ona bakarım. Ben de kaptım bebeleri çıktım dışarı. Amanın iki çocukla hele de biri pusette iken gezmek ne kolaymış. hatta bir ara zeytin kızım oturdu pusete, kucağına da deniz oğlum. e bundan iyisi Şam'da kayısı. biraz yürüyüp, komşulara selam verip attık kendimizi toplu taşıma'ya. Zeytin kız sevinç içerisinde. Deniz oğlan şaşkınlıktan küçük dilini yutacak. Öyle sevdi ki minibüsü. İndik minibüsten doğru kütüphaneye. Badem ile zeyti'in birbirlerini özlemelerine bayılıyorum. Abisi için bir kitap seçti kızım. Bak anne abim bunu sever diyerek. Geçen sefer "resim/heykel" isimli kitabını aldığımız serinin "sinema" isimli kitabını getirmiş tatlı kızçem. Kaliteli çocuk kitabı bulmak pek zor. Geçen eski ev komşum, kadim kalp komşum Gönül ile de konuştuk bunu. 11 yaşındaki oğluna kitap bulmakta zorlandığını söyledi. Gerekirse okuyorum, iyice inceliyorum diye ekledi. Ben beğendiklerimi masanın üzerine koydum, kızçem de koydu. Şu mu bu mu derken seçtik bir şeyler. Eskiden aldığımız kitapları raflarda gördük. Dokunduk, kimini tekrar okuduk. En sevindiğimiz şey ise "eve dönelim küçük ayı"nın diğer kitabını bulmak oldu. "aferin küçük ayı". Kitap tam olarak duru bir su gibi. Öyle akıyor insanın içine ılık ılık. Biraz yürüdük, dinlenmek istedi kızım. Oturduk bir banka. Kitabımı çıkardım. Bana da okusana anne dedi. Okudum. Biri pusette biri yanımda iki bebeye Ivan I llich okudum. Akşamın kızılı idi her yan,sanki bir rüyadaydık. Ardından yürüdük, dinlendik, yürüdük, dünlendik derken camiye varıverdik. Akşam namazı kıldık. Sonra kent meydanına attık kendimizi. AVM benzeri bir şey var. Asansörü cam'dan. Binmek istedi kızım. Bindik. Güya binip ineceğiz. Meğer ilk katta dışarıyı ikinci katta oyuncakları görüyormuşsun. Elmecbur, girdik ışılıtılı oyuncaklar Dünya'sına. Deniz oğlum birinden iniyor birine biniyor. Sağolsun hiç sormuyor neden hareket etmiyor bu diye. Kızçem ise birkaç şeye bindi, oynadı. Doldurduğum kartın içindeki para bitince söyledim bittiğini. "Neyse anne neyse, bir daha badem ile geliriz, o zaman da şunlara binerim" dedi. Can kızım. Deniz oğlanı oradan götürmek çok zor oldu tabi. Zaman kavramı yok ki herifçikte :)














bugün ise önce bir hacc ziyareti yaptık. ne ziyaretti ama. ardından bolca yürüyüşe ihtiyacımız oldu. badem oğlan'la birbirimize girdik. başkalarının yanında olmayaydı iyiydi. neyse toparladık. o sahneyi unutmayacağım. diğerlerini sileceğim. banka oturdum. sallanıyorlar bakıyorum. geldi yanıma oturdu. biraz yanaştı, sonra biraz daha. kızgın mısın dedi. hayır üzgünüm dedim. biraz daha yanaştı ve sarıldı. uyyy, yerum oni. barıştık mı dedi. küsmedik ki dedim. öyle işte. bu gün de bitti. imtihanlarımızdan kolaylıkla geçebilmişizdir inşallah.


günce....


Gün boyu öyle yazıyorum ki zihimde. Çoğusu uçuyor. Cümleler kuruyorum içimde. Kimisi içimde kalacak ebed müddetçe. Kimisi dönüp dolaşıp satırlarda yerini bulacak. 

Çizgi filmlerdeki bir sahneyi düşler, kare kare çizer badem oğlum. Buna alışığız. Şimdilerde proje çizmeye başladı. Bak anne bak. "Bize bir kaç kumaş parçası, diş parçaları ve son olarak da ağaç parçaları gerekli. İşte bu kadar basit" demeseydi anlamazdım herhalde çizdiğinin ne olduğunu.Huysuz ve Uzun'un tepesindeki nesneleri çizivermiş badem oğlum, sonra da nelere ihtiyacımız olduğunu çizmiş. Yanlız canavarların tepesinde ağaç göremedim ben çizgi filmden alınan ekran görüntüsünde. Bunu söylediğimde aldığım cevap evlere şenlik. "benim gözlerim keskin anne"



Oyuncu Anne'de gördüydüm. Rengarenk yaprakları ıslat, kavanoza yapıştır, içinde mum yak. Akşam yemeğini böyle yedik. Pek güzeldi. Zaten hep yemeğe geç oturmak için bir bahane bulurum.


Bilim çocuk dergisini sanırım kendim için alıyorum. Bu sayıya da bayıldım. Bir de bir kadına bayılıyorum. Şule Seda Ay. Vicdani redçi bir kimya mühendisi. Çok merak ediyorum. Nedir nükleer enerji? Nedir yerel enerji? Aydınlatacak beni inşallah. Siyasette narınmış bir çevre dostluğu dili geliştirilemez mi? Bunu da merak ediyorum. Olur bir gün belki. 

Bilim Çocuk dergisinin içindeki bilgiler henüz fazlaca akademik geliyor çocuklarıma. Ama görseller ve etkinlikler pek hoş. İstedikleri kadarını kullanıyorlar. 


Tanıştırayım. Humba ile Pumba. Robikler. İbi ile Tosi çizgi filmindeki yan kahramanlar. Pek sevimliler. Çizgi film izleme mevzuunda ne yapıyorum. Akıllı telefon onların. Sabah %100 şarj dolu oluyor. Öğlen olmadan bitiriyorlar. Artık çizgi film mi izlerler, fotoğraf video mu çekerler/izlerler onlara kalmış. Eskiden açtıkları bir şeyi izlemek istiyorlarsa bir sen söyle bir sen diyorum. Hangisi önce söylerse onu önce açıyoruz, bu kadar basit. Şarj dolana dek telefon bir köşede duruyor. Deniz oğlum uyandıktan sonra ille bir yere gideriz. Parka, bahçeye, ormana, kütüphaneye, komşuya. Bazen Zeytin Kızm bir komşuya giriverir bizden sonra girer eve. Komşularımız da öğrendi hassasiyetlerimi. Eve gelince diyor ki kızım. "Anne hep sağlıklı şeyler verdi teyze bana. Ceviz, armut ve elma" :) Elimden geldiğince geç girmeye çalışıyorum eve. Hiç bir yere gidemezsek bahçeye. Gelenler gidenler zaten soluğu bizim bahçede alıyor elhamdülillah. 14 ay oldu buraya geleli. Ama yıllardır oturan komşularımdan daha çok misafirimiz geliyor elhamdülillah. Bir sayıyorum 8 çocuk. Bir saydım geçen 10 çocuk bahçede. Süpürüyorum bir yandan bahçeyi, bir yandan gülüyorum hallerine. 

Ekranı olan bir eve gittiğimizde ise dikkat ettiğim birkaç şey var. Çocuklar sussun da rahat edelim tavrından hiç hazzetmiyorum. Çocuklar iki koştu mu "ay şunlara çizgi film açalım" denilmesinden açık açık rahatsız olduğumu belirtiyorum. Hani derler ya "çocuk durmuyor" o lafa da gıcığım. Çocuk durmayan bir şey zaten senin çocuğun durmadığı yerde işin ne huuuu! "Çocuklar rahat edemedi" diyorum. He çocuklar oynamaktan yorulur da çizgi film açmak isterse açıyorum. Ama reklamlar kırmızı çizgimiz. Biraz salmıştım ipin ucunu ama badem oğlum "anne bitaminler çok önemlidir, ..... içersen deniz oğlunu daha iyi emzirebilirsin" dediğinde şalterlerim attı. Reklam görünce birilerinini evinde "reklam izlemiyoruz" diyorum. TRT ÇOCUK haricinde çocuk kanalı zaten açmıyoruz. İleride sorarlar muhtemelen. Ama henüz kanalın nasıl açıldığını bilmedikleri için bir sorun teşkil etmiyor. Bugüne dek hiç kavgalı dövüşlü aşklı meşkli çizgi film izlemediler yani. 




Bir avuç salyangoz ile geldi Zeytin Kızım yanıma. Telefonla konuşuyordum aklım çıktı. Müftülüğün az aşağısındaki parktaydık. Ah o da ayrı hikaye. Tam beş bebeyle gittim. Kızımın ikiz arkadaşları da yanımızda. Gitmek ayrı durmak ayrı hikaye. Oğlum bir sahneye taktı kafayı. Nerede gördüyse artık. Arabanın önüne atlayacak. Kıl payı kurtulacak. Gerçekten denemek istiyor onu. Gözümü önünde transmikser'in önüne doğru atıldı. Biliyorum çok mesafe var, biliyorum karşıya geçebilir. Ama delicesine korkuyorum. İyi, hoş, tamam rahat anneyiz de o kadar da değil Yâ hû. Çok sertçe çekiverdim yanıma. O anda çok sinirli olduğumda konuşmadık. Sonra eve gelice durumu eşime anlattım. Ben kaçarım diyor ısrarla. Çarpmaz bana araba ben kaçarım. Evet, gerçekten de kaçar. Ama o görüntüye hangi yürek dayanır. Eşim araba oldu, oğlum da kendisi. Salonun bir ucundan koşarak geldi eşim. Var gücüyle çarptı bizim oğlana. Uçtu tabi bizimki koltuğa. Dehşet içinde bakınıyor. "Çarpmayacaktın baba çarpmayacaktın". Biraz müddet verdik duruldu kendi kendine. Hamd olsun ML'yi bana verene.

İkizler salıncakları kaptı. Benimkiler kaydırağa koştu. Deniz oğlum henüz 19 aylık. Kaydırağın en tepesine dek kendisi tırmanabilir. Kimseyi tutturmaz. Tuttu mu biri kıyameti koparır. Parkta bizden başka kimse yok. Bir teyze izlemeye başladı çocukları. Ben oturdum izliyorum. Zeyti kızım geri geri tırmanıyor, badem oğlum deniz oğlumu kucağına aldı kaymak üzere. Kadın döndü bana "neden izi veriyorsunuz, düşecek" dedi. Eskiden olsa "bir şey olmaz bir şey olmaz" derdim. Bu da doğru değil. Bir şey olabilir. Her an her şey olabilir. Bakışlarım her an üzerlerinde. Reseptörlerim açık. Gülümseyerek "benim sorumluluğumdalar, teşekkür ederim" dedim. "Efendim" dedi. Ayı cümleyi tekrarladım. Parkta olduğumuz süre boyunca düşen kalkan çok oldu. Düşecekler elbet. Düşmeye de ihtiyaçları var. Şimdi size bir eğitimpedia makalesi sunmamı bekliyorsunuz ama yapmayacağım. Çocuklar düşer. Büyükler düşer. Düşeriz. Sonra da kalkarız. Bu kadar basit. "Çocuk ya düşerse" diyerek yaşaır mı her an? Her an! Her dakika. Parklardaki konuşmaları yazmıştı canım Ayşe. Yoruyor beni parklar, sokaklar, tehditler, naralar çoğu zaman. Ama el etek çekemeyiz. Değişimi başlatacak ve ilerleyeceğiz.



Sokak hayvanlarının kurtuluşu yok bizden. Kedi köpek farketmez. Deniz oğlum affetmez. Bir de at misali üzerlerine binmeye çalışmasa ah :)





150 metre 5 çocukla yürümek trafikte yürümek zorunda kalan hocanne birden kendini bu halde bulur.
Aile ve Dini Rehberlik Bürosu kullanım amaçları arasında böyle bir şey var mıydı? Hmmm, du ben bi yönetmeliğe bakayım.


Ah Karabaş. Komşularımızın ayakkabılarını alıp kapımıza getirmesen, eşimin ayakkabılarını yalamasan, bahçeyi birbirne katmasan ne iyi olur! Bir de sana "e ben seni ne yapacağım" dediğimde böyle bakman yok mu. Seviyorum ulen seni haylaz.




Bahçemde Hüdayi Nabit iki ot yoldum. İlki pazı imiş. Yedim gitti. İkincisi ekşi ot imiş. İzmirliler bilirmiş. Limon sıkıp yenirmiş.

Çok birikti. Bunları yayınlayayım. Yine yazarım inşallah