Neden insanları iknâ etmeye uğraşırız?

İç sesimizin kaynağı tam olarak neresi?

Kütüphanede bana çocuklarımın yaş aralıklarının bu kadar az olmaması gerektiğini söyleyen, ben hâlen oradayken yanındakilere dönüp "siz böyle yapmayın, böyle yaparsanız iyi anne olamazsınız" demesine müsaade eden yeri tam olarak neresi? Bunu yapmasına tam olarak neresi izin veriyor?

Bu olay geçeli iki ay oldu. Hemen yazmak istemedim. Bekleme estetiği takıntım mâlum.

Kızgınlık içinde değilim. Kırgınlık, hayır o da yok. İçimi kontrol ediyorum. Acıma, hayır o da yok. Bu da bir tavır sanırım. Yani bu da bir çeşit tavır. Birileri bana bunu öğretti çünkü. Bana zamanında kötülük yapan birileri tavırsızlığın en güzel cevap olduğunu öğretti. Peki hepsi bu durumdan ders çıkardı mı? Orasını bilmiyorum. O konuda objektif olamam sanırım. Lâkin gözümün önündeki hayatlar var, ve o hayatların içinden geçen kötülük yapan insanlar. Onlara bakıyorum. Ve iki sonuç görüyorum.

- A kötülük yapıyor, B karşılık vermiyor. A "hak etmişti bak, hiç sesini çıkaramadı" diyor.
- A kötülük yapıyor, B karşılık vermiyor. A "fazla mı abarttım acaba" diyerek düşünmeye başlıyor

Şimdi kötülük denince aklınıza abartılmış şeyler gelmesin. Demin de dediğim gibi bir insanın duymak istemediği bir şeyi defalarca ona söylemek de kötülüktür mesela. Mesela benim duymak istemediğim şey belli. Çocuklarınız da pek küçük, araları da az diye başlayan muhabbetin nereye gideceği mâlum. "Bunlara bakmak zor oluyor mu" diye sormanı istemiyorum bana mesela. Bunlar dediğin benim çocuklarım, dokuz ay(hatta birini dokuzbuçuk ay) karnımda taşıdım ve bu cihanda Rabbim ömür verdikçe, ötelerde ise lâyık olabildiğimizce birlikte yaşayacağım onlarla. Senin yaşın büyük diye çocuklarımın dedikodusunu sana yapacağım zannediyorsan yanılıyorsun.
Hâsıl-ı kelam o konuşmayı duymak istemiyorum. Kimse istemez. Ama duyuyoruz. Yani benim duymak istemediğim konuşma bu, seninki de başkadır.

Benim bulduğum çözüm şu. Derin bir nefes alıyorum. Yukarıdaki şıkları kontrol ediyorum. Bu nasıl birisi. Yani tavırsızlığımdan bir şey anlar mı anlamaz mı? Eğer bir şey anlamayacaksa tamamen tavırsız kalıyorum. Hiçbirşey söylemiyorum. Söylediğim her şey aleyhime delil olarak kullanılacak çünkü. Eğer tavırsızlıktan bir şey anlayacak biri ise, yine derin bir nefes alıyorum ve benim hayatımla ilgili eleştirdiği şeyin tam tersinin de dezavantajı hakkında küçük bir bilgi veriyorum. İkna etmeye kesinlikle ama kesinlikle çalışmıyorum. Çünkü kimseyi ikna etmek zorunda değilim. Benim hayatım, tercihlerim mükemmel olmak zorunda değil. Hadi oldu diyelim, bunu kimseye isbât etmek zorunda hiç değilim.

Biraz kendinden emin bi duruş. Bize bu lâzım hacı. Şöyle sırtın dik otur azıcık. Boşver. İkna olmayacak. Olmasın da. Bi bak karşındakine. Gerçekten onun ikna olduğu bir hayatı yaşamak ister misin?

Hiç yorum yok: