günce....

Badem oğlum, (5,5 yaş) Zeytin Kızım, ( 3,5 yaş )  Deniz Oğlum (13 ay)
Serbest oyun, serbest oyun, serbest oyun....
Mükemmel bir gözlem aracı.
Çocuğun eğilimlerini gözlemlemek isteyen anne için mükemmel bir veri sağlayıcısı.
Çocuğu geliştiren, sosyalleştiren derin bir öğretmen.
Bu ay kitap okumak da dahil tüm mo-de-ren anne tavırlarımı geri çekip çocuklarımın eğilimlerine odaklandım. Ne yaparken derin bir huşu içerisindeler, neyi öylesine yapıyorlar bunu gözlemledim. Tek tek not aldım, bazen zihnime, bazen kağıtlara. Bazen resim çektim, bazen o ânın büyüsünü bozmak istemedim.

Bir gözlemim de şu. mo-de-ren insanın her konuda olduğu gibi annelik konusunda da kendini ispat etme gibi bir hastalığı var. Bende de var tabi bu. "Amanın bakın da ne güzel anneyim" modunda dolaşanlardan biri de benim. Bu, hastalık. Bununla baş etmeliyim. Birilerine birşeyler kanıtlamak zorunda değilim. Bunu kanıksamalıyım önce.(ve sen güzel kız kardeşim, sen de boşver, yok bunu kanıtlama mecburiyyetin)
  • Badem Oğlum. O kendi halinde, o savaşçı ruhlu, o duygusal kuzum. Havalar ısınmaya başlayınca toprak işlerimiz başladı. Eşimin toprağı bellemesini gördü. Bu en büyük kazanım aslında. Başka bir şeye gerek bile yok. Oyun çamurumuzla oynadı, oynadı. Biraz su kat, biraz toprak, biraz daha su derken istediği kıvamı yakaladı. Ama sevmiyor ellerinin uzun süre kirli kalmasını.
  • Gölge tiyatrosu ilgisini hep çekerdi badem oğlumun. İki yıl önce "Ankara Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesi"nde canlı gösteri izlemişti. Hem de sadece bize özel. Sevinçle yâdeder o günü. İlçe kütüphânemizdeki kukla sahnesinde ben canlandırdıkça minik kuklaları, oğlum da bayılır onları seslendirmeye. Evde kukla gibi bir girişimim olmadı hiç. Çoraptan birşeyler yaptım ama beğenmedi bizimki. Ben de hiç ısrar etmedim. Duruyor ıvır zıvır kasasında. Neyse efendim sen bu bıdık al eline boya kalemleri, kağıt, makas ve bandı, Eski Türk Savaşçıları(kendi deyimiyle dombralar)'nın kuklalarını yap. Bir de akşam olunca gösteri yaptı beyefendi.
  • Sınırlı boyama ile arası hiç iyi olmadı badem oğlumun. Fakat bu aralar sınırlı boyama renklendirmeye bayılıyor. Tabi istediği gibi. Bazı yerlerini değiştiriyor. Bayılıyorum o hallerini izlemeye. Öyle ciddi, öyle samimi ki. Rabbim nasip etsin de ileride hangi işi yapıyorsa yapsın, bu ciddiyyeti sağlasın.
  • Okulsuz Eğitimin sevdiğim yanı bu aslında. Çocuğa ısrarcı olmadan isteklerini iç iştiyakıyla yerine getirmesini sağlamak. İstediğim tam olarak bu evet. Çıkıntılarını törpülememek, tekdüzeleştirmemek. Yani bu çocuk kendi kendine meşgale bulamadığı her an "anneaaa, çizgilim izleyebir miyim" diyen bir çocuk. Ama aynı çocuk odaklayabiliyor kendini tam 1,5 saat. oturduğu yerden kalkmadan, şevkle uğraşıyor önündeki resim veya faaliyet ile.
  • Serbest oyun, serbest oyun, serbest oyun. Peter Gray görse yemnederim gözleri yaşarır. O kadar çok serbest oyun. Buraya taşındığımızdan beri çocukları bizim bahçeye alıştırıyorum. Meyve alıyorum, ayran çalkalıyorum onlara. Hem gözümün önünde, hem arkadaşlarıyla. Oh, mis. Saklambaç, yakan top, istop.... Te akşam ezanına dek. Yorulmak da bilmiyorlar anacım.
  • Savaşçı ruhlu badem oğlum. Oğlan çocuklarında hep bir kahraman olma, kahramanı sevme iştiyakı var gördüğüm kadarıyla. Biz de yeniçerileri verdik kahraman olarak önüne. Osmanlı Tokadı dizisinin dövüş sahnelerini izlemeye bayılıyor. Fatih Sultan Mehmet Han'ın yeniçerilere yaptığı konuşmayı ezberledi ve babasının talebelerine  canlandırdı. Biz yap demeden. Kendi isteğiyle. Metin şu. "Selamün aleyküm gaza arkadaşlarım. Civanlar. Bu yemeği sizlerle beraber yiyeceğim inşallah. Çünkü bu öğün bu otağda yediğim son öğündür. Yarın sabah namazıyla birlikte bu sabırsız bekleyiş bitecek. Konstantiniyye'ye son kez, imanımızın bütün gücüyle hücum edeceğiz. Bu surlarda sancağımızı görmeden döneceğime, şehadet şerbetini içip Eyüp Sultan hazretlerinin dizlerinin dibine kıvrılıp ruzi mahşere kadar uyumam evladır." Kelimeleri net söyleyemiyor elbet. Ama çok şirin oluyor.
  • Yemek sever, aşçı kızım. Bayılıyor yeni bir tarif öğrenmeye benden. Bunun içine ne katılır, bu nasıl kesilir. Oğlum da rahat bıçak kullanıyor, yemeklere yardım ediyor. Ama kızçeminki öyle değil. Bir yeti olarak değil, bir ilgi olarak seviyor yemekleri. "Buna nane koyunur mu anne, zencefil nedir anne balı ne zaman katıcaz anne". Her aşamayı sorar kuzum. Bazen geçiştiriveririm. Hemen kırılırıverir. Öyle nazenin, öyle hassas ki. "Özür dilerim annem. Seninle ilgili değil. Yorgunum biraz" derim. Çabuk affeder kuzum. Annesinin dert ortağı minik yavrum.
  • Toprak sever, çiftçi kızım. Evde plastikler var bir sürü. Atsan atılmaz, satsan satılmaz. Annem bana her gelişte plastik getirir. Yeşillik yıkamaya kap bulamıyorum senin evinde diye :) Veriverdim onları zeytin kızıma. Attım bahçeye onun bölümüne.
Eler toprağı, beler toprağı.
Sular toprağı, karar toprağı.
  • Şekillendirme ile pek arası yok. Hissetmeyi seviyor. Alıyor eline, yoğuruyor, yoğuruyor, yoğuruyor.Minik toplar ve minik solucanlar yapıyor. Kendi âlemine dalması için yaptıklarına bakmıyorum. Birileri beğensin diye bir şeyler yapma derdine düşmesin istiyorum. Yani herkes ister beğenilmek. Hepimiz isteriz sevilmek. Ama temel amacı bu olmasın. "İyi olursam birileri beni sever nasıl olsa" Bu düşünce dursun aklının bir kenarında. "Şöyle bir şey yapayım da beğenileyim" olmasın gayesi. Bu kötü, bu bitirici, bu tüketici bir düşünce. "Beğenmesin beni kimse" de demesin. Bu da fıtrata aykırı. Rabbim sevgi ile dolu yaratmış içimizi, ve nefret ile. Sevgimizi ve nefretimizi doğru yere akıtmak önemli olan.
  • Nisan ayı, "Yavru Ahtapot Olmak Çok Zor" ayı idi bizim için. Okuttuuuu, okuttuuuu, okuttuuu. Ezberledi çoğu yerini. Kendi kendine yatağına çıkıp okuyor. Ben görünce utanıyor. Kesiveriyor hemen. Her çocuk gibi o da uyaklara bayılıyor. "Hadi ninooom, daha çok işimiiiiiz, yıkanacak yüzümüz fırçalanacak dişimiiiiz" kısmında yüzünde güller açıyor.
  • Çiçekçi Kızım, Balarısı Kızım. Safranbolu'nun florası bize çok ama çok iyi geldi. Şu âna dek 30 küsur çeşit kırçiçeği tespit ettik. Canım sıkıldı yahu ne yapsak dediğimde, "biraz yürüyüş yapalım, iyi gelir" deyiverir kızım. Takarız sırtımıza bebeğimizi, çıkarız yürüyüşe. Çocuklardan önce âleme böyl bakmıyormuşum ben. geçip gidiyormuşum sanki. Fakat şimdi en minik ayrıntılar, dikenli ayrık otlarının üzerindeki çiçekler bile çeker oldu dikkatimi. Bir yeni çiçek farketmeyegörsün minnak kızım. Yaklaşır yanına. basar çığlığı. "anne bak bak baaaaak". Öyle içten, öyle masum ki.  
  • Deniz Oğlum, Minik kuşum, Yavru kurbağam. Dünya ne ilginçliklerle dolu onun için. Yerçekimi kuvvetini keşfetmekle geçiyor günü. Biz yaramazlık olarak görüyoruz bebelerin hareketlerini. Tam da böyle bir şey olduğunda hemen konuşturmaya başlıyorum içimden minik bebeğimi.
  • Bu bir bardak. İçinde su var. Elimi sokabilirim. Elime değişik bir his geldi. Demek ki suya dokununca böyle oluyor. Suyu halının üzerine koysam yine dokunabilir miyim? Dur, koyayım. Aaa, su kayboldu. Su nereye gitti. Halının rengi değişti. Koyu renkli yere dokunayım, şimdi de açık renkli yere dokunayım. Aaaa, ikisi farklı. Şimdi halıya vurayım. Aaaa, halıdaki su çıkıyor. Halıda su kayboldu. Peki yere dökersem ne olur? Hıh, döktüm. Aaaa, halı suyu içine çekti. Ama yer çekmedi. Demek ki yer suyu hemen çekmiyor. Elimle vurayım bir de suya. Aaa, daha çok sıçradı. Sıkıldım. Burda öğrenilecek bir şey kalmadı. Annemin sürekli açıp kapattığı dolabı açayım. Burda renk renk her şey. Yaşamak ne güzel şey. Renkler ne güzel. Kutuyu alayım. Çevieyim bakalım ne olacak. Çevirdim. A-Ah. Alamadım. İçine elimi de sokamıyorum. Annem geldi. Öbür kutuyu aldı. Sarı kısmı çevirdi. İçindeki siyah şeyi başka bir şeyin içine döktü. Demek ki sarı şeyi çevirmek gerekiyor. Tamam çeviriyorum. Yok açılmıyor. Sarı şeyleri açamıyorum. Annem açabiliyor ama. O açabilir. Ona götüreyim. Annemin gözlerine bakayım. O beni anlar. Yok, anlamadı. Bana bakmıyor. Kıyafetinden çekiştireyim. Çektim. Beni öptü. Ama yine anlamadı. Ne yapayım da anlatayım. Beni anlamıyor. Beni bırakması için kendimi kasayım. Evet bıraktı. Şimdi elimle ona kutuyu göstereyim. Anladı galiba. Yok, yine anlamadı. Kutuyu sallıyor. Kutuyu sallamanı değil, açmanı istiyorum. İçindeki minik turuncu şeylerin ne olduğunu çok merak ediyorum. Evet anladı. Demek ki parmağımla bir şeye dokunursam, annem isteğimi anlıyor. O halde parmağımla dokunayım bundan sonra bir şeylere. Minik turuncu şeyi ağzıma atayım. Iykk, damağım acıdı. Demek ki bunu yememeliyim. Tüküreyim. Tükürdüm. Annem ağzımı siliyor. Yoruldum. Uyumak istiyorum. Ağlarsam ve gözlerimi kaşırsam uykumun geldiğini anlıyor annem. O zaman ağlayayım.
  • Gelişigüzel başladım ama güzel oldu sanki bu bebek konuşturmaca :) Bunla sadece birkaç dakika içinde olanlar. Hiç durmuyor. Hiç ama hiç ama hiç. Sürekli öğrenme yolculuğunda. Rabbim beşikten mezara ilim öğrenenlerden elsin cümlemizin evlâdını.
  • Bir de birlikte oynadıkları oyunlar var. Boş kolilere bayılıyorlar. Haayal güçleri öyle kuvvetli ki. Herşey olabiliyor bir boş koli. Bazen bir korsan gemisi bazen bir mağaranın içi.
  • Karabük Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi erkek öğrencileri bir ilahi dinletisi düzenlemişler. Toplandık gittik. İlahi dinlemeye gidiyoruz deyince, ilahinin ne olduğunu sordular. Biz de hiç açıklama yapmadan eşimle sevdiğimiz ilahileri birlikte söylemeye başladık. Özellikle badem oğlum çok şaşırdı. Nasıl aynı anda söyleyebiliyorsunuz dedi. Biz de bu işin eğitimini aldık dedik.(Fakülte'de babacığım şan dersi vermişti bize)
  • Evin içine çadır kurduk. Evcilikten hazzetmeyen kızım evcilik hastası oldu. Arkadaşı ile oynuyor sadece. Bazen o anne oluyor, bazen de çocuk. Replikleri pek komik. Arkadaşı aynı annesini taklit ediyor, bizimki de beni :)
  • Kalabalık misafirliklere bayılıyorum. Çay içip ikram yendikten sonra yavaaaşça çocukarın oynadığı odaya geçiyorum. Televizyon çaktırmadan kapatıyorum :) Ve oyun kuruyorum bebelere. Biraz çekingen duranlar bile oyunda öyle açılıyor ki. Yavaş yavaş gelen anneleri de oyuna dahil ediyorum. O anda orada ne materyal varsa onunla. Çocuklar nasıl yönlendiriyorsa öyle. Hayat gibi işte. Akıp gitsin özgürce.
          Bizim Nisan ayımız böyle geçti işte. Rabbim niyetlerimizi de akıbetlerimizi de hayr eylesin. Bana soru sorabilirsin sevgili okur. Bundan kelli blogdayım sadece....











Hiç yorum yok: