Çocuklara ölüm kavramı nasıl anlatılmalı?

Yaşarken öğrenmek, işte benim hayatım. Belki bu yüzdendir fıkha bu denli yakın hissedişim. Çocuklara şu nasıl anlatılmalı, bu nasıl anlatılmalı gibi başlıklar atmayı sevmiyorum aslında, ilgilisini yönlendirmek için bu başlıklar. Yani durduk yere birdenbire, "gel yavrum sana biraz ölümden bahsedeyim" denmez ki çocuğa. Başına gelir insanın, yaşarken de çocuğa anlatıverir korkutmadan, ürkütmeden, doğrusuyla.

19 Mayıs Günü ikindi vakti telefonumuz acı acı çaldı. Bu tabire hep gülerdim. Şimdi gülemiyorum. Öne eniştem sonra kaynım peşpeşe arayınca içime sıkıntılar bastı, ML'nin surat ifadesinden anladım ki durum çok kötüydü. Babam hastaneye kaldırılmıştı. Ambulansta fenalaşmıştı. 3 kez geri döndürmüşlerdi. Fakülte'deydi şimdi. Bebeğim uyuyordu, çocuklar bahçedeydi. Doya doya ağladım. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem dövünmeyi yasaklamış. Neden yasakladığını o anda anladım. İçimden delicesine dizlerime ve böğrüme vurmak, duvarları yumruklamak geliyordu. Zor tuttum kendimi. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun o anda değişik bir ferahlık veriyor. Kaç kere dedik bilmiyorum. Hemen toparlanmaya başladık. Annemi arayıp ağladım biraz. ML o sırada ayrntıları öğrenmeye çalışıyor. Duramadım, aşağı kızlara indim. Biraz da onlara ağladım. Kızlar çocuklarla ilgilendiler, çabucak toparlandık bizde.


  • Nereye Gidiyoruz Anne?


Düştük yollara. Normalde Samsun'a, Adapazarı'na veya Ankara'ya gitmeden günler evvelinden duvardaki takvimimize işaretler atarız. Geriye saymayı böyle öğrendiler. Valizleri görünce şaşırdılar. Nereye gidiyoruz dediler. "M. dedeniz hastalanmış annecim, onun yanına gidiyoruz" dedim. Nerdeymiş dediler, hastanede olduğunu söyledim.


  • Hastaneye Varıyoruz

Vardık. ML içeri girdi. Eltim hekimdir. Ankara'dan yetiştiler. ML'yi görünce çocuklarla geldiğimi bildiği için yanıma gelmiş. "Durum çok kötü" dedi. Bebeğim ve 3,5 yaşındaki kızım uyandılar. Yukarı çıkamadım. Çıkmak istiyorum, görmek istiyorum. ML'yi aradım.


  • Ölüm haberini alıyoruz. 

ML "babamı morga indiriyoruz" dedi. Hastane kapısına baktım. Kaynım iki arkadaşının kolunda dışarı çıkarıyordu. Eltim da çıktı. Sarıldık ağlamaya başladık. Kızım da ağlamaya başladı. "N'oluyor anne" dedi. "Kalbi durmuş dedenin kuzum" dedim. Arabanın penceresini açtım, bebeğimi sırtıma bağladım, "sen buradan bana bak annecim, babanı görmek istiyorum, kapıdan bakacağım, bir sana bakacağım, bir içeri, korkma" dedim. Hastane kapısına gittim. Babamı indirmişler. Yeğenimiz, eniştem, ML, sırayla çıkıyorlar. Kızım ağlamalarımızı görüyor. O da ağlıyor tabi. Sarılıyorum sıkı sıkı. Saat geceyarısı 2'ye geliyor. Eve geliyoruz. Görümcem, kayıvalidem evde. Bir daha ağlıyoruz. Önce oğlumu sonra kızımı öpe koklaya uyutuyorum. Yatsıyı kılıyoruz. Sabah vakti giriyor. Kılıyoruz. Birkaç saat sonra diğer 3 görümcem ve büyük kaynım İstanbul'dan geliyor. Yine ağlıyoruz. Çocuklar ağlamalarımıza şahit. Taşkınlık yapan yok. Büyük Kaynım, babamız artık. Sesi biraz yükseleni hemen toparlıyor.

  • Günlük Telaşlar
Kara haber tez yayılıyor. Komşular kahvaltı getiriyor. Kimsede yiyecek hal yok. Ben çocukları yediriyorum. Kendim yiyorum. Arazimizin üst kısmında kuyu vardır. Kurbağa doludur içi. 6 yaşını doldurmak üzere olan oğlum "kuyuya gidelim" diyor. Kendi gidemez. Tehlikeli. "Canım gitmek istemiyor annecim" diyorum. Sonradan "yemek yemekten vazgeçmedin, çocuğun dediğini yapmıyorsun" diyorum kendi kendime. Çok duygusaldır oğlum. Şaşırıyorum haline. Uyandı, dedesini sordu. "Vefat etti" dedik. Hayatına devam etti. Hiç tepki vermedi. Sonra anlayacakmışım meğerse.


  • Cenaze Yıkama Aracı Geliyor

Önce cenaze yıkama aracı geliyor. Kızım soruyor. Ne var anne o arabada. "Birazdan dedeni getirecekler bu arabada abdest aldıracaklar" diyorum. "Dedem kendisi mi alacak" diye soruyor. "Hayır, baban aldıracak" diyorum. Sonrasını sormuyor. Söylemiyorum. Abdest alıp namaz kılıyoruz. Babam geliyor sonra ambulansla. Bir bebek gibi yıkıyor babamı ML. Tekrar, tekrar, tekrar. Bir ağacın altına gizlenip, uçuşan perdenin arkasından izliyorum. Yıkama bitince annemi ablalarımı çağırıyorum. Babamı göreceğiz haydi. ML o arada oğluma ve kızıma dedelerinin yüzünü gösteriyor, öptürüyor bu Dünya için son kez. Ötelerde tekrar görüşmek duasıyla.


  • Defin, Mezarlık
İkindi vakti yaklaştı. Tüm köy, tanıdıklar toplanıyor. Annem ve babam geliyor. Çocukları annemle içeri yolluyorum. Helallik aldırıyor imam efendi kapımızın önünde. Erkekler babamı camiye götürüyor. Eltim ve ben namazları kılıp hanımları mezarlığa taşıyoruz. O sırada oğlum annanesine soruyor.
- Annane, benim M. dedemin kalbi durdu, öldü. A. dedem de mi öldü, o nerede?


  • Oğlumun Tepkisi
Mezarlıktan dönüyoruz, okumalar başlıyor. Çocukların uykusu geliyor. Yatırıyorum, akşamı kılıyorum. Kendim de odadan çıkmıyorum. Bir taraftan okuyorum. Oğlum gitgide artan bir şekilde ateşleniyor. Anlıyorum ki tepkisini böyle veriyor. O uykuda iken konuşuyorum onunla. Onu rahatlatacak şeyler söylüyorum. Onu çok sevdiğimi, yarının güzel bir gün olacağını, kuyuya gideceğimizi, M. dedesinin onu çok sevdiğini, M dedesine çok dua edeceğimizi söylüyorum. Ateşi inanılmaz şekilde yavaş yavaş düşüyor. Uykuda gülümsemeye başlıyor. Yoksa rüyasında dedesini mi görüyor?

  • Cennet Neresi?
Günler geçiyor. Birisi kızıma "deden cennette" demiş. Ben cennetten hiç bahsetmemiştim. Oğlum "dedem nerde" deyince kızım "o cennette, bilmiyo musun" diyor. "Cennet neresi" diye soruyorum. Dudaklarını büzüp, bilmediğini söylüyor kızım. "Cennet neresi anne" dye soruyorlar. Bilmem ki diyorum. Hayal güçlerini kısıtlamak istemiyorum. Hazır bir cevabım yok, üzerine düşünmeliyim. Öyle düşünmeliyim ki, öyle bir mesaj vermeliyim ki, "Kıyametin kopacağını bilseniz elinizdeki fidanı dikiniz" Hadis-i Şerif'i ile, "Dünya için ilgi duymak bana ne gerek. Çünkü ben dünyada bir ağacın gölgesinde biraz oturduktan sonra giden bir yolcu gibiyim" Hadis-i Şeriflerinin anlamlarının çizdiği dairenin içinde kalsın. Peki nasıl anlatıyorum. O da başka yazıya kalsın. 

Hiç yorum yok: