Çocuklara disiplin vermekle ilgili bilgilerimiz doğru mu?

Size bir sır vereyim.
Çocuklara disiplin vermekle ilgili bildiğimiz şeylerin çoğu, YANLIŞ.
Okuduğum bir makale aynen böyle diyor.
 (  http://www.egitimpedia.com/egitim-2/ya-cocuklara-disiplin-vermekle-ilgili-bildigimiz-sey-yanlissa )

Ben bir eğitimciyim. 31 yaşımdayım. Eğitimcilik hayatım tam 10 yaşında iken, kız kardeşime okuma-yazmayı öğrettiğim günlerde başladı. Öğretmeye hep bayıldım. Kız kardeşlerim, komşu çocukları, matematiği sevmeyen ama LES çalışmaya mahkum fakülte arkadaşlarım...

Eğitim aldığım süre boyunca hep ceza metodu ile karşılaştım. Küt kesilmiş saçları ve iyi notları ile sevimli, ceza almayan bir öğrenciydim. Ama ceza almamak ruhumun derin yaralar almasına engel olmuyordu. İlkokulda, Kur'an Kursunda, İmam-Hatip orta okulu ve lisesinde saçı çekilen, kulağı kıvrılan, kafasına vurulan arkadaşlarım beni daha suskun, daha düzene itaat eder hale getirmedi. Burada istidradi olarak bir şey söyleyeyim. Bunun en büyük etkeni babam ve annemdir diyebilirim. Babam kocaman kütüphanesiyle, evin her yerinde altı çizili satırları olan kitaplarıyla bana sorgulamayı öğretti. Bunu belki kendi de fark etmeden ve kimseyi ötekileştirmeden yaptı. Onlar öyle düşünüyor, biz böyle. Onlar öyle yaşıyor, biz böyle. Onlar öyle giyiniyor, biz böyle. Tabi sadece böyle söylemesi yeterli olmazdı. Lunapark mı, deniz mi, piknik mi? Helal daire keyfe kâfîdir düsturunca elinden geleni, bütçesinin izin verdiğini yaptı. Ve ben hayatımdan memnun bir çocuk olarak büyüdüm. Annemse her kültürden hatun ile bir dil kurmayı başararak bana iletişimi öğretti. Bilmediği yemek ve el işi tariflerini komşularına sorar, bilmezlikten gocunmazdı.

21 yaşımda üniversite eğitimimi tamamladım ve eğitimcilik profesyonel anlamda mesleğime dönüştü. 21, çok küçük bir yaştı. Ama pek sevimli idim. Durumu o şekilde kurtarıyordum. Umarım verebileceğim en az zararı vermişimdir. Yaz ve Kış eğitimi başlarında seminer alırız. Bilenler bilir, seminerlerde dersler kitap okumak için, çay ve yemek teneffüsleri ise gerçekten gündemimize dair konuşmak içindir. İşte o tenefüslerde hep şu konu konuşulurdu. Sınıfa nasıl hakim olunur? Sınıf nasıl susturulur? Aşırı çocuklar nasıl uzaklaştırılır? Uysal talebe nasıl ön plana alınır?

Rijit bir tipim. Bir ortamda herkes ne diyorsa önce ona bi gıcık olurum. Altında bi "niye" ararım. Bunu isteyerek, böyle olsun diye yapmıyorum. Fıtratım bu. Sanırım biraz da "aşırı hareketli" çocuklarda kendimi bulmamın etkisi var. Kız çocukluğundan genç kızlığa doğru yürürken herkes bana aynı şeyi söylerdi. "Koşma". Evet koşuyordum. Yürüyemiyordum. Yürürken birden kendimi koşar halde buluyordum. "Niye koşuyorsun" derlerdi ve ben o sırada koştuğumun farkında bile olmazdım. Televizyon izlerken annem kendini pare pare etse duymazdım. Gerçekten duymuyordum. Annem bilmemkaçıncıya çağırıyorum dediğinde ben henüz duymuş olurdum. Çok derin odaklanırdım. Basit şeyleri asla izleyemez, etrafımdaki herkesi kelime ve gramer hatalarını düzeltmek ve basit senaryolardaki eksiklikleri bulmak suretiyle çılgına çevirirdim. Ay, yazarken bunaldım. Bu sebeple aileme benimle 22 yıl aynı evi paylaştıkları için ayrıca teşekkür ederim. Tabi bunu yazarken bana neden çatı katındaki odayı verdiklerini de daha iyi anlamış bulunuyorum.

Yıllar geçtikçe gördüklerimin seyri de değişti. İlk senelerde daha çok "ceza" görürdüm. Ardından "ödül" görme oranım arttı. Davranış karşılığı ödül verme eğitimciler arasında çığ gibi büyüdü. Sticker'lar elden ele dolaşıyor, çikolataların biri geliyor biri gidiyordu. Dedim ya, ben tabi bu işe de bi gıcık oldum. Henüz bu konuya dair bir okuma yapmamıştım ama beklediğim davranışı sergileyen çocuğa ödül vermek hiç mantıklı gelmiyordu. Sesimi pek çıkarmadım. Ardından bu konuyu araştırmaya başladım. Derken ilk bebeğimin Dünya'ya geleceğini öğrendim ve çocuk eğitimi üzerine daha da yoğunlaştım. 7 yaştan başladığını zannettiğim çocuk eğitiminin, eş seçiminden başladığını öğrenmemle başladı süreç. Ardından hamilelikteki her duygusal hareketin bebeği etkilediğinden tutun da ana rahmindeki bebeğin konuşulanları duyduğuna dek başlangıç bilgileri öğrendim. Çocuk eğitiminde bildiklerimi temelden sarsan nokta ise "ödül ve ceza" sisteminin yanlışlığına dair araştırmalardı. "Ödül nedeniyle öğrenci, öğrenmenin içsel ödülleri yerine öğretmenin ne düşündüğüne odaklanıyor"du. "Ödül varsa davranış tekrar ediyor, ödül yoksa davranış sönüyor"du. "Ceza varsa davranış sönüyor, cezanın olmadığı yerde davranış canlanıyor"du. Bunların tümü bana çok mantıklı gelmişti. Çünkü ben de bir çocuk olmuştum ve tüm millenial generation, (daha yaygın isimle y kuşağı) ile birlikte tam olarak bunları yaşamıştım.

Ödül-Ceza okumalarımın tümü gayri müslimlere aitti. Ne yazık ki o dönemde Uzman Pedagog Mehmet Teber Hoca ile tanışmamıştım. Kendimden, zamanımdan birinin konuya bakışına ihtiyacım vardı ve orijinal bir bakış açısı bulamıyordum.

Hadisler, zamanlar üstüdür. Buna itimadım sonsuz. Ben de çocuk eğitimi ile ilgili birkaç hadisi dönüp dolaşıp okuyor, içselleştirmeye çalışıyordum. Elbette tam içselleştirdiğim söylenemez. Ama şunu daha net biliyorum artık. Çocuklara disiplin vermekle ilgili bildiğimiz her şey, YANLIŞ!

Görüşümü hadislerden ilki şu idi.

"Bilmez misin, kalem(sorumluluk) üç (kişi)den kaldırılmıştır: İfakat buluncaya kadar "mecnun"dan, idrak edinceye kadar "çocuk"tan, uyanıncaya kadar "uyuyan"dan. (Buhari, Talak, 11)

Adam öldürse Rabbimin sorgulamayacağı çocukların, hareketsiz durmadıkları için çıldıran büyükleriyiz. Hadi itiraf edelim. ÇOK YANLIŞ YAPIYORUZ.

Bi gevşesek şöyle. İçimizdeki parmak sallayan, düzelten, bastıran, bağıran o gıcık öğretmeni buruşturup atsak ya çöpe. Yapabiliriz ki bunu. Yani çocuk gibi hissetsek ya.

Çok mu zor? Ne dersin bacım?


(Yazı devam edecek)

Hiç yorum yok: