Çocuklarıma manevi-dini eğitimi nasıl veriyorum?

Çocuklarıma manevi-dînî eğitimi nasıl veriyorum?

Bir kardeşim şöyle bir soru sormuş. Biraz uzun bir cevap yazdım. Baştan söyleyim. Sonunu bulamayabilirsiniz :)

"Hocam, çocuklarınızla geçirdiğiniz vakitleri onları nasıl büyüttüğünüzü - eğittiğinizi anlatıyorsunuz sıklıkla. Çocukların maneviyat ve din eğitimiyle ilgili neler yapıyorsunuz veya neler yapmak gerektiğini düşünüyorsunuz yani yazılarınızda bu konuyla ilgili bir şeyler var mı yoksa ben mi rastlamadım acaba?"

Yazarken ben çocuklarımın eğitiminden bahsetmiyorum aslında. Çocuklarımla neler yaptığımdan bahsediyorum. Çocuklarımla geçirdiğim zamana  eğitim olarak baktığımda gerildiğim, yapmacık olduğumu hissettim ve vazgeçtim. Ben çocuklarımla "yaşıyorum". Yaşarken birşeyler öğreniyoruz zaten. Şöyle ki;
...................................................
- Beş yumurta verir misin kızım?
- Beş nasıl parmaklarla yapınır anne?
- Böyle(elimle göstererek)
- Al anne iki yumurta. Şimdi kaç vercem.
- Üç
- Hmmm, iki üç daha beş eder o zaman.
- Hı,hı.
......................................................
- Anneee, babam ne zaman gelecek?
- Saat altıda oğlum.
- Saat kaç anne?
- Üç'ü on geçiyor.
- Göster anne göster.
- Bak şu üç gitmiş, şu da minik minik biiiir ikiiii üüüüç..... on gitmiş.
- Eeee eeee eeee babam ne zaman gelecek?
- Bu küçük pıttıdı pıttıdı pıttıdı buraya yürüyünce gelecek.
- O zaman saat kaç olacak.
- Altı olacak.
..........................................................
- Anne ananemlere ne zaman gidiceeez?
- Şurda gideceğiz kızçem. (Duvarda asılı bilim çocuk takvimini göstererek)
- Hmm, kaç kaldı.
- Sayayım. Biiiir, ikiii, üüüç, ...... oniki kaldı.
- On iki kaç anne.
- Böyle(elimle on yaparak) bi de böyle. (elimle iki yaparak)
...................................................
- Annnnneeeeah! (16 aylık oğlum)
- Efendim bebeğim.
- i yyuuu vu aaaa de uuuu huuuu.
- Yaaaa, eeee sonra.
- uuuu, yiii aaa.
- Bak sen, eeee.
- eh eh eh! (başını göstererek)
- Ayyy, kıyamam. Gel öpeyim.
..................................................
- Anne, x meyvesi hiç kalmamış, alabilir miyim?
- Alabilirsin oğlum.
- Kaç para gerekli?
- Tam bilemedim. Bu beş lira. Bu yeterli. Hatta artar.
- Artar ne demek anne? (bunu pepee gibi söylüyor bayılıyorum)
- Amca onun içinden biraz para alacak. Gerisini sana verecek.
(bakkala gidiyor, dönüyor)
- Anne amca bana iki para verdi.
- Hmm, bu bi lira, bu da yarım lira. Bir buçuk lira artmış. Demek meyve üçbuçuk liraymış.
- Üçbuçuk parayla bir buçuk para beş para mı yapar?
- Hı,hı.
...................................................
- Anne sen neden hep hep ağzına dal sokuyorsun? < misvakı kastediyor :) >
- Bak şurayı görüyor musun?
- Evet.
- Bu diş minesi.
- a haaaaa haaa. Çok komikmiş.
- Yemek yiyorum ya hani.
- Evet evet evet.
- Yemekler minicik minicik parçalanıyor dişlerimin arasında kalıyor.
- Hani hani hani göster.
- Gösteremem. Minicikler.
- Hmmm, aklıma bir fikir geldi. Mikroskopla görebiliriz.
- Evet haklı söyledin paşam.
- O minicikler dişlerimin üzerinde kalırsa dişlerim çürüyebilir. Ağzımız vücudumuzun kapısı gibi gibi gibidir. Temiz şeyler yersek, ağzımız temiz olursa vücudumuz da temiz olur.
- Heee heeee heee anladım. Sağlıklı şeyler gibi gibi.
- Gibi gibi :)
................................................

Bu konuşmalar gerçekleşirken çocukların odasında, üstü başı düzgün giyinmiş, şefkatle yavrularına bakan bir anne hayal etmeyin lütfen. Yemek yapıyor, yer siliyor, süpürge yapıyor, bahçede ot yoluyor, tırpan yapıyor, bilgisayarda yazı yazıyor, kitap okuyor ve sâir işler yapıyorken gelip soruyorlar söylüyorum. Ve olaylar gelişiyor zaten. Dişini fırçalamadan yatabilir, kılımı kıpırdatmam. Yani üzülürüm tabi. Yataklarındayken duyabilecekleri şekilde. "Ayyy, dişlerimi fırçalamamışım" derim. Fırçalarım. Kalkan kalkar, kalkmayan kalkmaz. Herkesin kendi sorumluluğunda dişleri. Sağlıksız şeyler yemekteki politikam da böyle. Söyler geri çekilirim.

Gelelim "çocukların maneviyatı ve dini eğitimi için neler yapıyorsunuz" sorusuna? Demin de dediğim gibi birlikte yaşıyoruz, büyüyoruz çocuklarla. Şimdi manevi eğitim, heh şimdi maddi eğitim, biraz da din sosu katalım demiyoruz.
Hata ettiğimde eşimden özür diliyorum çocukların önünde. Görüyorlar.
Yardım faaliyetlerine katılıyoruz. Görüyorlar. Yaşıyorlar.
Bambaşka dilleri konuşan, bambaşka yaşam şekilleri olan, toplumun her kesiminden insana otururuz, konuşuruz, ortak bir dil buluruz. Görüyorlar.
Bizim gibi yaşayan kardeşlerimizle olan muhabbetimizi, ülfetimizi hissediyorlar.
Bizim gibi giyinmeyen, konuştuğu konular farklı olan, okudukları farklı olanlarla da birbirine saygı duyduğun müddetçe davet prensibi gereği asgari müşterekte birleşilip, bir çay içilebileceğini görüyorlar.
Geziyoruz. Gezmelerimizi namaz vakitlerine denk getirip camilere giriyoruz. Camilerde çocuklar çoğalıyor artık. Oynuyorlar. Cemaat adabını öğreniyorlar. Ne zaman susulur ne zaman koşulur. Biliyorlar.
Geziyoruz. "Allah ne güzel yaratmış" diyoruz sürekli. Duyuyorlar.
Yemek pişiriyoruz. Çeşit çeşit sebzeyi meyveyi kesiyor doğruyorlar. Baharatları katıyorlar yemeklere. "Allah ne çok şey yaratmış bizim için" diyoruz. Duyuyorlar.
Okuyoruz. Evimizin her köşesinde bir kitap yığını. Bazen sesli, bazen sessiz. Bazen duygulanıyoruz okurken. Gelip soruyorlar. Anlatıyoruz. Görüyorlar.
Komşularımızla olan yardımlaşmamızı görüyorlar. Ortak oluyorlar.
Ekiyoruz, dikiyoruz. Yaratıldığımız nesne, toprak... Hissetmeye çalışıyoruz. Sirayet ediyor. Seviyorlar, hissediyorlar. Minik ürünlerimiz büyüdükçe sevinç çığlıkları atıyorlar.
Özellikle mutfakta iken veya yer silerken fonda hep bir sohbet sesi. Veya güzel kâri'lerin kıraetleri. Fem-i Muhsin'den duyuyorlar.
Yatarken bir namaz kılacak kadar sure ve duayı okuyoruz. Dinliyorlar.
Seviyoruz onları. Yaradan'dan ötürü seviyoruz. Çok seviyoruz. Hissediyorlar.

Bunları yapmak hiç zaman kaybettirmiyor bize. Çocuk yetiştirdiğimiz için kendimize kapana sıkılmış, gezemeyen, İman ve Kur'an hizmeti yapamayan, âtıl insanlar olarak hissetmiyoruz. Bilakis onlar bizi iyileştiriyorlar. Onlar yokken yapamadığımız iyilikleri onlarla daha rahat yapabiliyoruz.

Ay bana bir sor, bin dinle. Çok uzattım. İşe böyle kardeşim....

Hiç yorum yok: