Üç çocukla nasıl geziyorsun? Hİç mi sorun çıkmıyor?


Sorunsuz bir hayat istiyoruz. Aman çocuklarım kavga etmesin, aman komşular eleştirmesin, aman eşim her şeyi tamam görsün, aman akrabalarım beni beğensin. İki de çocuğum olsun biri kız biri oğlan. Oğlana sünnet düğünü kıza çeyiz. Size bir sır vereyim : Yok öyle bir Dünya!
Çocuklarımla gezeriz. Oturmalara gideriz. Gezmelere gideriz. İki gün üstüste evde durmayız. Alırız yanımıza suyumuzu, ıslak elbezlerimizi, kuru elbezlerimizi, yedek kıyafetlerimizi, kuru yemişlerimizi sokak sokak gezeriz. Bazen parka gider piknik yaparız. Bazen komşu teyzelerin çardağına dalarız. Bazen kütüphaneye, havuza, spora... O değilse birilerini çağırırız. İlla ki gelin deriz. Çayı koydum hadileriz.
Biz böyle çok seviyoruz sosyal olmayı diye bazen, bazıları zannederler ki hayatımıza müdahale edilmesini severiz. Yooo, sevmeyiz. Hem de ettirmeyiz. Müdahale etmeden birlikte yaşamak mümkün, biliriz.
Annelerin huyudur. "Hadi arkadaş olun oynayın yavrum". Ne gıcık bi söz. Ne sinir edici. Ya ben niye arkadaş oluyorum hemencik. Siz her evinize gelenle arkadaş oluyor musunuz? Çokbilmiş'in bir sözü var "eşim kapıdan hiç tanımadığım bir kadınla gelse ve'hadi çokbilmiş arkadaş olun bu hanımla, birlikte yemek yapıp evi temizleyin' dese ne saçma olur. O yüzden ben de çouğuma böyle demiyorum".
Ben de çocuklarıma "hadi arkadaş olun, oynayın" demiyorum. Gelen çocuğun annesine "ismi ne annesi, kaç yaşında" demiyorum. Çocuk bir insan, bana cevap verebilir. Vermek istemiyorsa vermez. Siz her yoldan geçen isminizi sorsa cevap veriyor musunuz? Çocuk için de ailesi haricindeki herkes öylesine yabancı ki. Öylesine bilinmez ki. Belki de kaşlarınızı çok korktuğu bir çizgi film karakterine benzetti. Belki ailesindeki fertlerin gözleri minikti de iri gözlerinizden korktu. Ya da sesinizden çekindi, olamaz mı? Neden cevap vermek zorunda her dakika çocuklar? E orman kanunu bu? Ben güçlüyüm, sorduğum soruları cevaplayacaksın, öyle mi? Yok efendim öyle değil, şu anda konuşmak istemiyorsa konuşmayacak çocuk. Şu anda kucaklanmak istemiyorsa kucaklanmayacak. Şu anda öpülmek istenmiyorsa öpülmeyecek. Bunu evvela ebeveyni yapacak. Ardı çorap söküğü gibi gelecek.
Peki ne yapıyorum? Misafirler gelmeden evvel çocuklarıma geleceklerden bahsediyorum. İşte "bir oğlan bir kız gelecek, biri beş yaşında biri de bebek. Evet senden büyük, hayır o senden küçük" gibi. Oyuncaklarımızla oynattırmayız diyorlar her seferinde. "siz bilirsiniz, oynanmasını istemediğiniz oyuncakları kaldırın diyorum, hiç bir seferinde kaldırmadılar, hiç bir seferinde de oynattırmazlık etmediler. Sanırım aidiyet duygusu ile ilgili. Gelenler bizden birşey alıp gider mi korkusu. Düşünsenize, misafir gelen hanımın giderken porselenlerinizi götüreceğinden korksaydınız , gelişinden hoşlanır mıydınız :)
Gelen minik misafirlerimin boyuna eğip "hoş geldin, elini tutabilir miyim" diyorum. Kimisi uzatıyor. Salavatlaşıyorum. Benim adım Merve Safa, adını söylemek ister misin" diyorum. Kimisi söylüyor. Söylemeyene diyorum ki, söylemek zorunda değilsin. Kiminin annesi kendini tutamıyor, söylüyor. En sevmediğim an o. Çocuk annesini yumrukluyor. Çocuğun mahremi ismi. "E be kadın tut çeneni" bakışı fırlatıyorum. Duymamış gibi yapıyorum mutfağa kaçıp. Kimi yavaşça gelip adını söylüyor. Kimi mutfağa gelip eteğimden çekiştiriyor, kulağıma söylüyor. Sonra salavatlaşıyoruz. Hoşgeldin evimize .... , benim iki oğlum bir de kızım var. adları badem, zeytin ve deniz. İstersen onlarla oynayabilirsin. Bu manzaraları görüyor tabi benim bebeler, herhalde şöyle düşünüyorlardır, "heeee, bu zararsız, annemizle tanıştı, oyuncaklarımızla oynayabilir, evimize zarar vermez, odamıza girebilir". Sonrası çorap söküğü zaten. Bunu parkta ve sokakta da yapıyorum. Burası küçük bir yer. Mahallede yüze yakın çocuk var, hepisini tanıyorum )
Fakat her şey bu kadar tatlı gitmiyor bazen....
* İki bebeyle uğraşırken arkamı döndüğümde oğlumu tanımadığım ve annesinin şerrinden emin olmadığım :D bir bebeyle güreşirken bulabiliyorum. sakince yanına gidip, "iki yiğit çıktı meydaaaaaneee" diyorum. Abartıp can yakmaya geçerlerse hızlıca ayırıyor, evvela oğlumun ardından diğer çocuğun gözlerinin içine bakıp "canını yakamazsın" diyorum. "Canını yakmak istiyorum" diyor erkek çocukları hep. "Biliyorum, canını yakmak istiyorsun, ama yapamazsın" diyorum. (Aaaa, böyle yaparsan çocuk korkak olur hede hödücüler, az düşünün, yüzyıllardır neden babalar güreşte oğullarına yenilir, neden anneler "sen olmasaydın yemek böyle güzel olmazdı" der kızlarına. Çocuk özgüveni, özyeterliliği benden alacak, garibim sokaktaki çocuğu döverken ve aynı anda dayak yerken değil, evet biliyorum ağır konuştum, evet normalde böyle konuşmam, ama bu konu net, yarıştırmayın bedenleri ile bebeleri)
* Ya da bazen kızımın saçını yine tanımadığım bir çocuk çekiyor olabiliyor. Delicesine bağırıyor kızım kaydırağın tepesinde. Ben altta onu beklerken. Çocuğa bakıyor ve nötr bir ifadeyle "kızımın saçını çekemezsin" diyorum. Çocuk şok oluyor. Çocuklar genelde pamak sallanmaya veya bağırılmaya alışık olduğu için net cümle kurmak çok tesirli oluyor. Tabi bazen o da etki etmiyor. Hala çekiyor çocuk. Panter gibi yukarı fırlıyor, minik parmakları ince tellerden ayırıyor, kızımı bağrıma basıyorum. Çocuğa asla nefretle bakmıyorum. Kardeşlerimi parka götürürdüm ve onlara zarar veren çocuklara nefretle bakardım. Şimdi yok o his. O çocuğu anlamaya çalışma var. Rabbi hayretsin şiddetten şiddet doğuran çocukların sonunu.
* Bazen de birbirleriyle kavga eder bebelerim. Başka bir yerde oluruz. Ama öyle böyle değil. Saç baş. Nedense bu hep dışarıda olur :) İmtihan işte. Herkes şöyle bir bakar bana. "Heee, o kadar yazıyon ediyon, napcen bakem" diye. Üzgünüm şekerim. Yazmak ayrı, milletin yanında çocuğu terbiyee etmek ayrı. Hiç de kimsenin önünde tiyatro çeviremem. Önce ayırırım, "kardeşine vuramazsın, abine vuramazsın" derim ve sarılırım. Mümkünse birini öbür odaya götürürüm. Hemen geliyorum, azıcık bekle lütfen derim. Diğer odaya gider sarılırım doya doya. "Ama işte anne şöyle oldu böyle oldu" ları. Hişşş, sakinleşince konuşuruz boşver derim. Aynısını diğerine de yaparım. "Seni sevmiyorum" derler bazen. "Böyle mi hissediyorsun şu anda" derim. Sakinleşiverirler dakikalar içinde. Sorunun üstünü örtmez, "eve gidince görüşürüz"e bağlamam. Çünkü bilirim ki eve gidene dek yığılacaktır o sinir. Üst üste binecektir her şey. O topa girmem. Anneyim ben ayol, hâkim değilim! Kavga sebebi de kıçıkırık bir kalem. Hay o renkten bir tane getiren kafama tüküreyim der, geçer giderim. "Noooldu, niye kavga ettiler, ay nasıl da vurdu gördünüz mü, hep böyle kavga mı ediyorlar" diyenlere de, "aralarındaki bir mesele, onların özeli, bizi âlâkadar etmez" der muhabbeti başka yöne çekerim. Bunu "ay niye ağlıyooo" diyenlere de yaparım, evet gıcığım :) Ay hayır bunu diyenler demin bana kardeşi ile yaptığı miras kavgasını anlatmasa vallahi de sabilerin kalem kavgasına üzüleceğim :)
* Bir buçuk yaşındaki minnak oğlumun topunu yine bir minnak alıverir mesela. Ya da birileri suları sıçratıverir havuzda ağzına burnuna. 20 cm'lik bebe havuzuna 12 yaşındaki çocukların da girdiği olabiliyor kaşla göz arasında. İki ellerini açar yana bebem, uuuuh der "n'oluyor" dercesine. Yüzünü gözünü silerim. Eliyle işaret eder dışarı çıkalım dercesine. Çıkarım, biraz dolaşırız abisiyle ablasının girdiği 50 cm'lik havuzun etrafında. Uuuh der yine su sıçratan çocuğu göstererek, "evet, galiba sana su sıçrattığının  farkında değil" derim. Önemli olan benim farkımda olmamdır, bilirim. Uuuh der bebe havuzunu göstererek. Girer oynar kendi başına yine dakikalarca. Çünkü biliyor ki ne zaman tehlike gelse annesi orda.
Hasılı kelam efendim, çocuklarla nasıl geziyorsunuz? Rahatsız almuyor musunuz? Ay o yolu nasıl yaptınız? Niye hiç evde durmuyorsunuz? E sen beceriyorsun vallahi ben beceremem diyen sevgili kardeşim. Çocuklarla gayet gezilir, her türlü ortama katılınır, pasta börek yenilir, rahatsız olunmaz, gerekirse rahatsız edilir, evde durdukça hafakanlar basar, gezilmelidir, benim becerdiğim bir şey yok, sabahtan akşama dek eğitim hakkında okuyor, düşünüyor, yazıyor, yanılıyor, batıyor, çıkıyorum, sebebi odur, bu yüzdendir ki eşim geldiğinde illa birşeyler yetişmemiş oluyordur, fakat güler yüzlü çocukların babanın boynuna atlaması babalara her şeyden taltı geliyordur, lakin annelerin çoğu bunu bilmeyip pastacılıkta çığır açmaya çalışıyordur, e ağız tadı olmadan yenen pastadan da bi hayır gelmiyordur, bu cümle acaba ne zaman bitecektir?

Aha da bitti.

Hiç yorum yok: