günce....

 



Dün şenlikti bizim ev. Önce karşı komşular geldi. Ardından eşim, bahçede çalışmalar derken anons geçmeye başladı belediye. Film festivali. O an bahçede 6 çocuk vardı. Hepsi gidip izin aldı ailelerinden. Hep birlikte gittik. Tabi belgesel tadında idi. Beğenmediler pek. Koşturup durdular kent meydanında. Patlamış mısır yapıp götürdük. Heykellere tırmandılar. Eski zamanları konuştuk biraz. Şimdi de hala madenciler var mı, eskiden babalar ne iş yaparlardı. 7. sınıfa giden iki oğlan, birinci sınıfa giden bir kız, birinci sınıfa gitmeyen bir oğlan :) 4 yaşında bir kız ve 1,5 yaşında bebe. Bir de deli kadın onlarla koşturup duran. Çok normal, çok güzel bir gündü. Bugün de DHBT dersleri başladı. Sessizleşmek istiyorum. Daha az konuşuyorum. Bu aralar böyleyim. İyi gelecek sanki böyle olmak ne bileyim. Her şeye cevap vermek zorunda hissetmemek gibi bir hâl var. Ve o hâl "her şeye cevap vermek zorunda hissetmek"ten sonra gelince daha güzel oluyor sanki. Yani sanki "tamam, sınırımı gördüm, bu kadarmış" der gibi. Her şeye yetemezmiş gibi. Her şey olamazmış gibi. Her şey olamazsın çnkü. Parmaklarım şimdi dans ediyor klavyede. Özlemişim bu hissi. Sadece kendim olarak yazdıklarım bir de birileri için yazdıklarım var. Birileri için yazmaktan sıkılmadım. Çok seviyorum hâlâ. Ama yoruldum sanırım. Ya da burayı özledim. Herkesin her şeye yorum yapmadığı, az okur az yorum, az fotoğraf, az telefon, az bilgi. Yani hâlâ kime inanacağımı bilmiyorum o TOMA'nın arkasında hadisede ama aklımdan çıkmıyor, ve Yasin'in evden sürüklenerek çıkartılışı hâlâ gözümün önünde. Allah bize bunlarla bir şey söylüyor olmalı. Çok mu güçlüyüz. Bu kadar yükü kaldırabiliyoruz da o yüzden mi bu zamanda gönderildik. Ya da ne bileyim daha câhil olduğumuz için mi daha ağır yüklerin altına girdik. Bunların cevapları yok. Aramayı bırakmalı. Ân'a cevap aramalı, an bana dişimin ağrıdığını ve ezanın okunduğunu söylüyor. Bu ay hiç şeker yok o zaman. İçsel tedaviye gidelim. Ve kalkıp namaz kılıp dua edelim.

Hiç yorum yok: