günce....


Gün boyu öyle yazıyorum ki zihimde. Çoğusu uçuyor. Cümleler kuruyorum içimde. Kimisi içimde kalacak ebed müddetçe. Kimisi dönüp dolaşıp satırlarda yerini bulacak. 

Çizgi filmlerdeki bir sahneyi düşler, kare kare çizer badem oğlum. Buna alışığız. Şimdilerde proje çizmeye başladı. Bak anne bak. "Bize bir kaç kumaş parçası, diş parçaları ve son olarak da ağaç parçaları gerekli. İşte bu kadar basit" demeseydi anlamazdım herhalde çizdiğinin ne olduğunu.Huysuz ve Uzun'un tepesindeki nesneleri çizivermiş badem oğlum, sonra da nelere ihtiyacımız olduğunu çizmiş. Yanlız canavarların tepesinde ağaç göremedim ben çizgi filmden alınan ekran görüntüsünde. Bunu söylediğimde aldığım cevap evlere şenlik. "benim gözlerim keskin anne"



Oyuncu Anne'de gördüydüm. Rengarenk yaprakları ıslat, kavanoza yapıştır, içinde mum yak. Akşam yemeğini böyle yedik. Pek güzeldi. Zaten hep yemeğe geç oturmak için bir bahane bulurum.


Bilim çocuk dergisini sanırım kendim için alıyorum. Bu sayıya da bayıldım. Bir de bir kadına bayılıyorum. Şule Seda Ay. Vicdani redçi bir kimya mühendisi. Çok merak ediyorum. Nedir nükleer enerji? Nedir yerel enerji? Aydınlatacak beni inşallah. Siyasette narınmış bir çevre dostluğu dili geliştirilemez mi? Bunu da merak ediyorum. Olur bir gün belki. 

Bilim Çocuk dergisinin içindeki bilgiler henüz fazlaca akademik geliyor çocuklarıma. Ama görseller ve etkinlikler pek hoş. İstedikleri kadarını kullanıyorlar. 


Tanıştırayım. Humba ile Pumba. Robikler. İbi ile Tosi çizgi filmindeki yan kahramanlar. Pek sevimliler. Çizgi film izleme mevzuunda ne yapıyorum. Akıllı telefon onların. Sabah %100 şarj dolu oluyor. Öğlen olmadan bitiriyorlar. Artık çizgi film mi izlerler, fotoğraf video mu çekerler/izlerler onlara kalmış. Eskiden açtıkları bir şeyi izlemek istiyorlarsa bir sen söyle bir sen diyorum. Hangisi önce söylerse onu önce açıyoruz, bu kadar basit. Şarj dolana dek telefon bir köşede duruyor. Deniz oğlum uyandıktan sonra ille bir yere gideriz. Parka, bahçeye, ormana, kütüphaneye, komşuya. Bazen Zeytin Kızm bir komşuya giriverir bizden sonra girer eve. Komşularımız da öğrendi hassasiyetlerimi. Eve gelince diyor ki kızım. "Anne hep sağlıklı şeyler verdi teyze bana. Ceviz, armut ve elma" :) Elimden geldiğince geç girmeye çalışıyorum eve. Hiç bir yere gidemezsek bahçeye. Gelenler gidenler zaten soluğu bizim bahçede alıyor elhamdülillah. 14 ay oldu buraya geleli. Ama yıllardır oturan komşularımdan daha çok misafirimiz geliyor elhamdülillah. Bir sayıyorum 8 çocuk. Bir saydım geçen 10 çocuk bahçede. Süpürüyorum bir yandan bahçeyi, bir yandan gülüyorum hallerine. 

Ekranı olan bir eve gittiğimizde ise dikkat ettiğim birkaç şey var. Çocuklar sussun da rahat edelim tavrından hiç hazzetmiyorum. Çocuklar iki koştu mu "ay şunlara çizgi film açalım" denilmesinden açık açık rahatsız olduğumu belirtiyorum. Hani derler ya "çocuk durmuyor" o lafa da gıcığım. Çocuk durmayan bir şey zaten senin çocuğun durmadığı yerde işin ne huuuu! "Çocuklar rahat edemedi" diyorum. He çocuklar oynamaktan yorulur da çizgi film açmak isterse açıyorum. Ama reklamlar kırmızı çizgimiz. Biraz salmıştım ipin ucunu ama badem oğlum "anne bitaminler çok önemlidir, ..... içersen deniz oğlunu daha iyi emzirebilirsin" dediğinde şalterlerim attı. Reklam görünce birilerinini evinde "reklam izlemiyoruz" diyorum. TRT ÇOCUK haricinde çocuk kanalı zaten açmıyoruz. İleride sorarlar muhtemelen. Ama henüz kanalın nasıl açıldığını bilmedikleri için bir sorun teşkil etmiyor. Bugüne dek hiç kavgalı dövüşlü aşklı meşkli çizgi film izlemediler yani. 




Bir avuç salyangoz ile geldi Zeytin Kızım yanıma. Telefonla konuşuyordum aklım çıktı. Müftülüğün az aşağısındaki parktaydık. Ah o da ayrı hikaye. Tam beş bebeyle gittim. Kızımın ikiz arkadaşları da yanımızda. Gitmek ayrı durmak ayrı hikaye. Oğlum bir sahneye taktı kafayı. Nerede gördüyse artık. Arabanın önüne atlayacak. Kıl payı kurtulacak. Gerçekten denemek istiyor onu. Gözümü önünde transmikser'in önüne doğru atıldı. Biliyorum çok mesafe var, biliyorum karşıya geçebilir. Ama delicesine korkuyorum. İyi, hoş, tamam rahat anneyiz de o kadar da değil Yâ hû. Çok sertçe çekiverdim yanıma. O anda çok sinirli olduğumda konuşmadık. Sonra eve gelice durumu eşime anlattım. Ben kaçarım diyor ısrarla. Çarpmaz bana araba ben kaçarım. Evet, gerçekten de kaçar. Ama o görüntüye hangi yürek dayanır. Eşim araba oldu, oğlum da kendisi. Salonun bir ucundan koşarak geldi eşim. Var gücüyle çarptı bizim oğlana. Uçtu tabi bizimki koltuğa. Dehşet içinde bakınıyor. "Çarpmayacaktın baba çarpmayacaktın". Biraz müddet verdik duruldu kendi kendine. Hamd olsun ML'yi bana verene.

İkizler salıncakları kaptı. Benimkiler kaydırağa koştu. Deniz oğlum henüz 19 aylık. Kaydırağın en tepesine dek kendisi tırmanabilir. Kimseyi tutturmaz. Tuttu mu biri kıyameti koparır. Parkta bizden başka kimse yok. Bir teyze izlemeye başladı çocukları. Ben oturdum izliyorum. Zeyti kızım geri geri tırmanıyor, badem oğlum deniz oğlumu kucağına aldı kaymak üzere. Kadın döndü bana "neden izi veriyorsunuz, düşecek" dedi. Eskiden olsa "bir şey olmaz bir şey olmaz" derdim. Bu da doğru değil. Bir şey olabilir. Her an her şey olabilir. Bakışlarım her an üzerlerinde. Reseptörlerim açık. Gülümseyerek "benim sorumluluğumdalar, teşekkür ederim" dedim. "Efendim" dedi. Ayı cümleyi tekrarladım. Parkta olduğumuz süre boyunca düşen kalkan çok oldu. Düşecekler elbet. Düşmeye de ihtiyaçları var. Şimdi size bir eğitimpedia makalesi sunmamı bekliyorsunuz ama yapmayacağım. Çocuklar düşer. Büyükler düşer. Düşeriz. Sonra da kalkarız. Bu kadar basit. "Çocuk ya düşerse" diyerek yaşaır mı her an? Her an! Her dakika. Parklardaki konuşmaları yazmıştı canım Ayşe. Yoruyor beni parklar, sokaklar, tehditler, naralar çoğu zaman. Ama el etek çekemeyiz. Değişimi başlatacak ve ilerleyeceğiz.



Sokak hayvanlarının kurtuluşu yok bizden. Kedi köpek farketmez. Deniz oğlum affetmez. Bir de at misali üzerlerine binmeye çalışmasa ah :)





150 metre 5 çocukla yürümek trafikte yürümek zorunda kalan hocanne birden kendini bu halde bulur.
Aile ve Dini Rehberlik Bürosu kullanım amaçları arasında böyle bir şey var mıydı? Hmmm, du ben bi yönetmeliğe bakayım.


Ah Karabaş. Komşularımızın ayakkabılarını alıp kapımıza getirmesen, eşimin ayakkabılarını yalamasan, bahçeyi birbirne katmasan ne iyi olur! Bir de sana "e ben seni ne yapacağım" dediğimde böyle bakman yok mu. Seviyorum ulen seni haylaz.




Bahçemde Hüdayi Nabit iki ot yoldum. İlki pazı imiş. Yedim gitti. İkincisi ekşi ot imiş. İzmirliler bilirmiş. Limon sıkıp yenirmiş.

Çok birikti. Bunları yayınlayayım. Yine yazarım inşallah

Hiç yorum yok: