Üzüntüyü sevme durağı....

bazen birilerini okurken geçen seneme, önceki seneme ve daha önceki senelere dönüyorum.
çocukluğum, nişanlılığım, evlilik sürecim,yeni evliliğim, bebek hasretli günler. sonra ilk çocuk....
beceriksizliklerim, hatalarım, yapamayışlarım, üzüntülerim, kızgınlıklarım, yanlışlarım, hepsi ne güzeller.
ilkokul. Fatih. kocaman pardesülü kocaman başörtülü bir annem ve öğetmenimle tokalaşmayan bir babam var. ve tüm arkadaşlarımın anneleri bambaşka. ötekiyim. mutsuz değilim ama. farkındayım her şeyin. onlar öyle biz böyleyiz dedi annem ve babam. içimden sürekli tekrar ediyordum aklıma okuma bayramındaki o mini eteği giyemeyişim geldiğinde. onlar öyle biz böyleyiz. o kadar. kavga gürültüye gerek yok. onlar giyebilir sen giyemezsin yok. yoksunluk yok. üstünlük yok.
ortaokul lise. adapazarı. sade deprem senesi istanbul. çocuğum. büyümeyeyen bir çocuk. arkadaşlarıma birbirimizi power rangers isimleri ile çağırıyoruz ortaokulda  başkaları spice girls olurdu. biraz erkek fatma mıymışız nedir? lise. hadi biraz büyüdüm mü? ne bu büyümek kaygısı azizim. kim düşürmüş içimize? şubat soğukları esiyor üstümüze üstümüze ondan mı? nolur kapıda polis olmasın nolur kapıda polis olmasın diye yürür mü 14 yaşındaki çocuk okula doğru? yürüdüm. kapıda polisi görürsen sessizce eve dön diyor ailem. hallederiz. amaaan boşver. açıktan okuturuz. teyzen de öyle yaptı ya. birşeycik yapamazlar. boşveriyorum.
üniversite. 17 yaşımı doldurmamıştım üniversiteyi kazandığımda. hala çocuğum. hala koşuyorum kantinde. içimdeki bir ses diyor ki yavaşla. ayol pardesü var üstünde ayağına dolanacak. yok duramıyorum. kıpır kıpır içim. bir gün biri diyor ki. gözümün önünde o an, hiç unutmam bak 15 sene olmuş. "merak etme merve biz de senin gibi çocuktuk. geçiyor sonra" içim fil girmiş züccaciye dükkanı. "be mübarek ben bilmiyordum ki o âna dek çocuk olduğumu hâla. neden bildirdin" dese de nefsim müsebbibul esbaba(celle celaluhu) dönüyor gözlerim. biri bildirecekti. kaldır perdeleri. benim bildiren... kendimi aradığım günler....bir gün askılı çanta kullanıyorum yarınsı gün anneme klasik pardesü giyeceğim diye tutturup terzi yollarını tutuyorum. hiçbirini istemiyormuş meğer ruhum. yolumu arıyormuşum. sırt çantası takıyor çok sevdiğim biri, ben de takıyorum. ama ı ıh olmuyor. öyle gözükmek istemiyorum. ben şöyle gözükmek istiyorum. evet o çizgili pardesü. evet o ipek eşarp. evet o hafif topuklu ayakkabı. ama olmuyor. onu da kabullenemiyorum. böyle böyle bitiyor üniversite.
hocahanım oluyorum. sorulan birisi. bir şey bilmediğimi o zaman anlıyorum. necmeddin tufi ile şatıbı'yi biliyorum ama teyzeler menkıbe istiyor. menkıbe bilmiyorum. 10 kredi Kur'an-ı Kerim tashihi huruf'a yetmedi. beceremiyorum. Olmaklardan olmaklık beğen hocahanım. Sorular geliyor ama bu sorular hiç benzemiyor ki okulda öğretilenlere. zaten okulda öğretilenleri de pek bilemiyordum. Ne edeceğum?
günler evirir ve çevirir. günler evirdi ve çevirdi. sorular geldi. oturdum okudum. gittim tekrar üniversite hocamdan tashihi huruf okudum. ilmihali bir iki üç beş on sayısız kere okudum, okuttum. ders anlatır mısın dediler. olur dedim. her gördüğüme ilmihal okuyalım mı dedim. kendime okudum kendime anlattım. bilmiyorum ben onu dedim, ama bulabilirdim, buldum. sordular. hiç hayır demedim. ben unuturum bunu dedim. bir daha sor dedim. aradılar. kapatmayın az bekleyin dedim. ML'ye sordum. kitaplara sordum. hocalarıma sordum. bi şekilde buldum. yaşarken öğrendim. okulsuz öğrendim.
nişanlandım. böyle olacağını tahmin etmiyordum. biz orta sehpa almayacağız dediğimde annem iki gözü iki çeşme ağlamaya başladı. o an bir şeylerin bizim fikirlerimiz doğrultusunda gitmeyeceğine dair bir his uyandı içimde. ve o his hep haklı çıkmasa da epeyce doğru çıktı. orta sehpa aldık evet ama bence vitrin almamak da büyük bir başarıydı. sedire razı edememiştik ama yatağa dönüşmeyen salon koltuğu almamak da iyiydi hani. iğne oyalı tülbentlerimin zinhar şu odada sergilenmemesini kabul ettirebilmiştim ama salonda sergilenmemesine engel olamamıştım tabii ki.
bir bebek hasretiyle yandığım zamanlarda "kaç yıllık evlisiniz? hmmm çalışıyorsun ya ondan mı istemiyorsunuz" sorularına mahremime girmeden cevap vermeyi sabahlara kadar ağladığım, gizlice aldığım bebek kıyafetlerini öptüğüm geceler öğretti. üzüntü dolu o gecelerim şimdi "üçü de sizin mi" sorularına "elhamdülillah" diyerek gülümsememi ve bu sorudan gocunmamamı sağlıyor. seviyorum üzüntülerimi.
oğlum. bademim. ilk göz aydınlığım. bi dolu yanlışım. bi dolu hatam. kızçem. cancağızım. hatalarım. üzüntülerim. yol gösterici kırmızı ışıklarım. "bunları bir daha yapma" diye kenara not alışlarım.
kızımın doğacağı zamanlarda günlük yazıyordum. beş sene evvel yani. "oğlan şu zaman üç yaşında geliyor kreşe veririz" yazmışım. sonra kreş kreş gezmemiz. ikibuçuk yaşında idi daha. deliydik sanırım. kafayı yemiştik şimdiki bana göre. kreşte çalışan arkadaşlarımla konuşmalarımız, serviste çocuğumun yaşayacaklarını düşünmem ve sair... yok yâ hû dedim yok. bu olacak bir şey değil. mümkün değil bu. evde de kafayı yemek üzereyim tabii bu arada. yeni şehir yeni insanlar, her şeyi soran komşular. çalışmak istiyorum işimi seviyorum. evde patlıyorum çünkü çocuklarla ilgili hiçbir şey oturmamış zihnimde. çok seviyorum çocuklarımı ama o kadar. gerisi yok. çok seviyorum çocuklarımı ama mutsuzum. çok seviyorum eşimi ama mutsuzum. geçen sene de şehir değiştirdim geçen sene de yeni insanlarla tanıştım herkes her şeyi sordu sorguladı ama etkilemedi. neden? insanlar mı değişti?
insanlar aynı hep. değişen tepkilerimiz. değişen tavrımız. değişen fikirlerimiz, kim olduğumuz, nerede durduğumuz ile ilgili uzun zamanlar düşünüp onu bir yere oturtmamız.
değişen benim. buna sebep üzüntülerim kızgınlıklarım ve yaşama sevincim. beni eksikliklerle Yaratan Rabbime şükürler olsun. dilimde Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin duası.
Allahım güçsüzlüğümü, zaafımı ve insanlar nazarında hakir görülmemi sana şikayet ediyorum. Yâ erhamerrahimin. Sen hor ve hakir görülenlerin Rabbisin! Beni kime bırakıyorsun?
Bu yazıyı sana yazdım. O yaşadıklarını ben de yaşadım. O yaşadıklarını milyonlarca insan da yaşadı. Yaşıyor. Yaşayacağız. Ta ki hesabımız görülüp defterimizi sağdan alıp Rabbimize kavuşana dek. Fakat bu senin önemsizliğini değil bilakis önemliliğini gösterir. Önemlilerden bir önemlisin sen. Rabbimin yeryüzündeki halifesisin. Aman ha ruhunu üşütmeyesin..

Hiç yorum yok: