insana yatırım yapmak

Pınar şöyle dedi: "ben insana yatırım yapıyorum"

Pınar uluslararası bir işletmede üst düzey bir yetkili değil. Olabilirdi ama değil. Bir gün hayatının yönetildiği kaptan köşküne girdi. "Bir dakika canım" diyerek kaptanı az öte ittirdi ve dümeni başka bir tarafa çevirdi. Pınar evde çocuk bakıyor. Pınar gibi olun. :)

Yok aslında hepimiz kendimiz olalım. Kendimiz gibi olmayalım. Bizzat kendimiz olalım. Ben Pınar değilim. Ama Pınar da bir Merve değil sonuçta. :) Kasmayalım. Şimdi bu şartlardayım. Bu şartları değiştirebiliyor muyum? Bunun cevabı hayırsa değiştireceğim şartları araştırabilirim. Yani kaptan az öte gitmiyorsa, biraz sen tut biraz ben diyorsa. "amaaan, al sen kullan" demeyebiliriz. Az tutalım. Ucundan. Bunu yapabilir miyim, yapamam. Peki başka ne yapabilirim? Bunu ben bulmalıyım. Köyde yaşamak istiyorum. Yaşayamıyorum. Peki ne yapabilirim?

İnsana yatırım yapmak. Aslında bunu anlatacaktım. Bugün misafirlerimi uğurlamak için aşağı indik. Sokak doğal bir karşılaşma alanı. Sokağı seviyorum. Uğurladıktan az sonra geçen gün sokaktan geçen ve kapının önüne buyurun dediğim, iki yaşındaki ikiz torunları ile dolaşan teyze geçiyordu. Buyurun buyurun dedik. Deniz oğlum da el işaretleri ile buyur etti. O sahne çok tatlıydı. Çaktırmadan tabak hazırlamaya eve girdim. "İşi var herhalde" diye düşünüp uzaklaşmış kadın. Çağırttım çocuklarla. O sırada mahallenin iki delikanlısı geçiyordu. Gelin dedim tatlı vereceğim. Masaya teyzenin tabağını koydum. Tekrar eve girdim. on beş-yirmi kelime konuşabilen deniz oğlum teyzeyi masaya kadar el işaretleriyle götürdü :) çalı çırpılar vardı yerde. onları toplamaya devam ettim. evin önü şenlik. badem oğlum bisikletini tamir ettiriyor. minikler birbirine top atıyor. teyze ile ben geçen gün kaldığımız yerden muhabbete devam ediyoruz. Martı on beşi yaz, on beşi kış der eskiler. Havalar çok ısınır her sene Martın ilk on beşi. Sonra birden berdül acuz gelir. Millet de her sene şaşırır. Onu konuşuyorduk. Panik olmuş komşuları, meyveler kırılacak diye. beş-on sene evvel de susuzluk olacak diye paniklemişler."Aman yavrum Allaha inanmayan daş ossun, Allah bizi yaratmış suyumuzu vermez mi" dedi. Hatundaki imana bakınız. Bu imandan istiyorum.

Naneler pıt pıt çıkmaya başladı. Çoğalacaklar. Ben teyzeye nane vereceğim. O da bana muhtemelen bir kavanoz turşu getirecek. Geçen gün komşuma bulamadığı bir atalık tohumu verdim. Hemen akşamına bazlama yolladı. Başka bir komşum Ordu'lu. Kara lahana yemeği gönderdim çocukla. Tatlı yapıp gönderir o da bana. Bir komşuma pazı gelir köyden. Getirir asar kapıma. Öğrencilere ikram isterim yaparlar. Birkaç kişi, çok değil. İnsana yatırım yapmak bu. Yani ben ona vereyim o da bana versin değil mesele. İnsanın insanın derdini alır. O yüzden. Komşum yok, deniyor ya hani. Yani sen başlat. Bekleme. Ben yıllarca bekledim o iş öyle olmuyormuş hacı. İnsanın karşısına iyi komşu bir kez çıkıyormuş. Yani bir de düşün bütün köy ile mi görüşülürdü eskiden de. Birkaç yakın komşu ile görüşürsün. Gerisini imeceden imeceye görürsün. Öyleymiş. Selam vermek, hal hatır sormak, kusur araştırmamak, iyi telkin vermek hiç zor değil. Yeter ki isteyelim.

Gıybete çabuk kayıyor insanoğlu. Ben onun çaresini buldum. Hemen akşama yemeğini yaptın mı diyorum. Nasıl pişirirsiniz siz diyorum. Şu ağaç ne ağacı. Şu ne otu, yenir mi ki diyorum. Yeni anne olunca çok istiyor insan günde kaç kez emzirdiğin kaç kez alt değiştirdiğini nasıl kadı gıdaya geçtiğini anlatmayı. Geçiyor o bir süre sonra. Geçecek yani merak etme. Yiyor o çocuk bir şekilde. Büyüyor da. Sen ne oluyorsun o arada. Senin kendinle ilgili bir gündemin var mı? Yani böyle büyük gündemler değil. Yemek yaparak, çiçek ekerek kendini sağaltmak gibi mesela. ufak ama sürekli şeyler.

hasılı insana yatırım yapmak lazım, kurumlara değil.

Hiç yorum yok: