Perçinliyorsun.

Sana ilk kez yazıyorum. Bugüne dek sana yazmayışımın sebebi nedir bilmiyorum. Adını anmanın gereksiz olduğunu düşünmemden mi? Duygusal olarak buna hazır olmamam mı? Pasif agresif miyim yoksa ben de? Bilmiyorum. Belki hiçbiri belki hepsi.

Sana iki çift lafım yok. Sana tek bir sözüm var diyeceğim: Perçinliyorsun.

Evet bu. İçindeki karanlık içimdeki aydınlığı perçinliyor. Gücümü çoğaltıyorsun. Kendini bir yerde patlatmanı veya bir mazlumun canını yakmanı anlamaya çalışırdım önceleri. "Bunu nasıl yapabildin" diye konuşurdum seninle. Pencereden uzaklara bakar ve gördüğüm ışıklardan birinde seni yaşayıp yaşamadığını düşünürdüm. Nasıl yaptın, duygun neydi, nasıl inandın, sen de bir bebek değil miydin, nasıl bir çocukluk geçirdin? Boğulacak gibi olurdum. Buzdolabının kapısını açar boş boş bakardım. Saçma sapan yemek yer, uyunmayacak saatlerde uyur, uyanılacak saatlerde uyanmazdım. Sonra bu yaptıklarımın senin karanlığına hizmet ettiğini anladım yavaştan. Çokça üzgün gibi görünmek istiyordum aslında. "Bakın ben çok üzgünüm. Çok acı çekiyorum" cümlelerinde özne zannediyorken kendimi, unutuyordum gizli öznenin senin karanlığın olduğunu belirttiğimi.

Senin karanlığın benim gizli öznem değil. Senin bir yerlerde canlarımdan can götürmen kazandığın anlamına gelmez. Sen yakıyorsun canımı evet. Ama canımı yakman duamı çoğaltıyor, canımı yakman içim sağaltıyor, canımı yakman özüme döndürüyor, canımı yakman gücümü arttırıyor, canımı yakman kardeşlerimi çoğaltıyor, canımı yakman daha çok ağlamama ve dolayısıyla daha da iyi olmama neden oluyor.

Canımı yakman kazandığın anlamına gelmez. Canımı yakman gevşememi gerektirmez. Canımı yakman üzülmemi gerektirmez. Çünkü inanıyorsam, üstünüm*. Çünkü Allah bizi karanlıklardan aydınlıklara çıkaracak**.


*   Âl-i İmrân Suresi 3/139
** Bakara Sûresi 2/257

Hiç yorum yok: