üç ayların ışığında dindarlık tipleri

Allahım, Receb ve Şaban’ı bize mübarek kıl. Ve bizleri Ramazan’a kavuştur.
(Hadis-i Şerif)

Receb, Şaban ve Ramazan aylarının faziletinden, bu aylara ibadetler olup olmadığından, bu aylardaki mübarek gün ve gecelerden, mukabele okumanın keyfiyetinden bahseden bir yazı yazılabilirdi elbette. Talep edenin bu bilgiye kolayca ulaşabilirliğini öngörüyor ve Hadis-i Şerif’te bir yıldız gibi parlayan “bizlere mübarek kıl” ve “bizleri kavuştur” bahsini açmak istiyoruz.
Akaid bahsini, yani iman konularını okuduktan sonra bir genellikle bir tablo belirir zihinlerde. Yaşantısını “İslam dini” üzerinden şekillendirdiğini hal veya kâl diliyle ifade eden insanların ikiye ayrıldığı bir tablo: Taklidi ve Tahkiki iman sahipleri. Rahle-i Tedristen geçmemiş olanların imanı taklidî, ötekinin ise tahkiki iman sahibi olduğunu düşünür talebe ilkin. Ve bu ayrım gitgide zihinlerde bir bakış açısı geliştirir. Dinin o toplumda sürdürülebilirliğine katkıda bulunan öğelere yönelik şüpheci bir bakış açısıdır bu. Taklidi İman’ın ilk adım olduğu, Tahkiki İman’ın ise taklîd yolundan geçilerek varılan bir süreç olduğu gözden kaçırılır çoğu kez. Receb ayını haber veren yöresel etkinlikler, özel kabul edilen günlerde komşular arası ikramlaşmalar ve mahalle içi törenlerin toptancı bir bakış açısıyla bid’at sayılarak reddedilmesi zihinlerde gitgide yer etmiş ve elimizde törensiz, renksiz, sıkıcı bir dindarlık tavrı kalakalmıştır. Böyle sıkıcı ve asosyal bir dini yaşamaktansa merhum cumhurreisimizin hediyesi olan bayram iznini sayfiye ve mesirelerde geçiren bir “kent dindarlığı” ile karşılaşmak kaçınılmaz olur böylece.
Birbirine zıt olarak algılanan, hâlbuki birbirinin devamı ve dahi tamamlayıcısı sayılan taklidi ve tahkiki iman kelimelerinin yerine etken ve edilgen dindarlık tabirleri konulduğunda mesele vüzuha kavuşmaktadır. Dilimize pelesenk olmuş “Üç aylara kavuştuk” cümlesindeki gizli edilgen tavır ile Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in hadis-i şerifinde geçen “bize mübarek kıl, bizi kavuştur” kelimelerindeki etken tavır arasındaki fark dikkat çekicidir.
Ayrıntı denilebilecek bilgilere sahip fakat ümmetin dertleri ile dertlenmeyen biri ile yalnızca günlük ibadet ve itikad konularına hâkim ve fakat ümmeti için fiili duada olan birinin misali vitrindeki elmas ile sobadaki kömür olabilir mi? Bunun cevabını aziz okuyucuya bırakıyoruz.
Receb, Şaban ve Ramazan aylardan üç ay, zamanlardan birer zamandır. Zamanın sahibi olan Allah, zamanla varoluşsal bir ilişki içinde olan insana zamana hükmetme yetisi vermemiştir görünürde. Felsefe tarihine bakacak olur isek, İlkçağ’dan beri zamanın doğasına dair açıklamalar yaptığını görürüz. “Zamanda yolculuk” kavramının konuşulmaya başlaması ise fizik biliminin geçtiğimiz yüzyılda bu konuyla ilgili  teorilerinden sonra ortaya çıkar. Hawking’in sade ve müthiş açıklaması aslında yetmeli artmalıdır modern insana: “Gelecekten turistlerin olmayışı, zamanda yolculuğun ispatına imkân vermiyor”.
Zamana hükmetmeyi yalnızca tarihte bir günden bir diğer güne gitmek olarak anlama çemberinden çıkıp başka bir anlam deryasına dalarsak Bast-ı zaman ve kabz-ı zaman tabirleri ile karşılaşırız. Zamanın genişlemesi ve daralması anlamına gelir bu tabirler. Gündelik hayatta hepimizin karşılaştığı bir durumdur geçmeyen hazin dakikalar ile geçiveren neşeli günler.
Bu çerçevede Efendimiz’in “Receb ve Şaban’ı bize mübarek kıl” lafzını zamanın genişlemesi, bereketlenmesi olarak yorumlanabileceğini söyler kimi Hadis âlimleri. Belki de bu sebeple asırlardır bu coğrafyada üç aylar coşku ile karşılanagelmiştir.  Ve fakat ne yazık ki bu coşku günümüzde toptan reddedici bir hâle evrilmiştir. Mâlum aylar ile ilgili vaaz ve sohbetlerde hocaefendi ve hocahanımlara daimen yöneltilen “bu sahih mi” sorusunun altında yatan neden dinini doğru kaynaklardan öğrenme kaygısı mı yoksa ekranlarda ve sosyal medyada rivayetlerin tümünün toptancı bir bakış açısıyla karalanması mıdır? İşte yazarın okuyucu ile paylaşmak istediği bir soru daha.
Rabbimizin Receb ve Şaban yollarından geçerek Ramazana doğru ivme kazanan, Ramazan’dan alınan güç ile tüm seneye yayılan bir Müslümanlık tavrı duası ile nihayete eriyor yazı.

Hiç yorum yok: