Buradayım.

Bir kelime var. Çok seviyorum. "müdahalesizlik". Müdahalesizlik ne kadar olmalı, ne zaman müdahale etmeliyiz sorularının cevabı ile ilgili o kadar çok makale* var ki! İşbu sebeple bu soruları geçip şu soruya cevap vermek istiyorum: Neden müdahalesizlik? 

"Benim çocukluğum/gençliğim/ilk evlilik yıllarım kötü geçti, ben sizin kadar sabırlı olamam, çok sabırlı bir annesiniz" sözlerini duyuyorum sürekli. Şanslı bir çocukluk geçirdiğim, gençliğimi sorunsuz atlattığım, sevdiğim biriyle evlendiğim için sorun yaşamadığımı ima eden veya doğrudan söyleyen kişiler oluyor. Dün yabanelma** "aslında hikayelerimizin ne olduğunu bilmesek de hepimizin bir hikayesinin olduğunu bilmemiz kafi degil mi? hikayelerimizin bizi biz yaptığını ve karşımızdakinin öğrenme yolculuğunu ve seçimlerini sorgulama hakkımız olmadığını..." dedi. Bu cümleyi defalarca düşündüm. Bunu içselleştirmem çok önemli. Elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum fakat çok zorlandığım bir konu bu. İçimde sanki bir müdahale canavarı taşıyorum. Bir kontrol canavarı. Zuhal*** bana "kontrol odaklısın" diyor. Ben ona "bana kontrol odaklı deme" diyerek yine müdahale ediyorum falan. Çok tatlıyım :)

Bu yazacaklarımı ilk defa anlatmıyorum. Yani bu bir itiraf, öc alma, hesap sorma yazısı değil. Eşimle, dostlarımla defalarca konuştuğum, pişirdiğim, bu hikayede görünürde negatif etkisi olan yakınlarımla ilişkimi "af" değil "hesabı kapatma ve yola devam etme" temelinde düzenlediğim bir konu. Rahatça anlatışımın sebebi bu. Bu bir anlatma yazısı. Böyleyken şöyle oldu, sonra da böyle oldu gibi.

Ömrümün ilk on yılı Suriçinde, kiliseden camiye çevrilmiş bir mabedin**** lojmanında geçti. Yedi yaşımda okula başlayana dek bir evin bir kızı, bir apartmanın bir torunu, iki komşu teyzenin bir gülü idim.. Bir yandan bir kız, bir torun, bir gül olmamın tüm kaymağını yerken bir yandan da her hareketim, her adımım, her sözüm en az on kişi tarafından üstenci bir tavırla denetleniyordu. Ve ben bundan çok memnundum. Hatta 4,5 yaşında kız kardeşim doğup da denetleme mekanizmaları yarı yarıya azalınca bu durumdan hoşnutsuzluğumu kardeşime sokak ağzı ile nağmeler besteleyerek***** göstermiştim. Şimdi burada konuyu getirip de Kıta Avrupa'lı bir psikiyatrın, İskandinavya'nın göbeğinde bir soyguncu ile rehinesi arasında yaşanmış olaya bağlamayacağım*. Psikiyatriye inanmıyor değilim. Ülkemde bir ruh sağlığı yasası olmadığına dair temellendirmeler de yapamam. Tüm varlığımla anlayabileceğim gibi yazan bir psikiyatristi** okumanın çok iyi geldiğini söyleyebilirim o kadar.

Derken okula başladım. Kafamı kaldırdığımda gördüğüm resmin beni denetlediğini, yanlış bir davranışta bulunursam kızıp kaşlarını çatacağını, uslu bir çocuk olup derslerimi yaparsam güleceğini söyledi öğretmenim. Çok susayan, çok su içen ve dolayısıyla fazlaca ihtiyaç molası vermesi gereken bir çocuktum. Fakat iki gün üst üste ders arası ihtiyaç molası almam dikkat çektiydi de altıma kaçırdıydım. Sınıf kapısının hemen önündeki camdan annem yürüyor şimdi gün gibi gözlerimin önünde. Elinde yedek önlüğüm ve temiz bir uzun çorap. Hiç kızmadı. Söylenmedi. O ânı aldım unutulmaz kıldım. Annem bana her kızdığında, bağırdığında o âna tutunup beni seviyor dedim. Sonra başka bir öğretmen. Onunla ilgili aklımda kalan tek anı da uslu durun diyerek laboratuvara gidip, aradaki camdan güya çaktırmadan bize bakması. Sınıf arkadaşım U. söylemeseydi fark etmezdim. Öğretmen "ara camdan bakıyor uslu dur" dedi. O gün otoritenin beni gördüğü anlarda uslu durmayı, otorite beni görmezken istediğimi yapmakta özgür olduğumu anladım. O tavrı aldım, kanıksadım. Müdahalecilik kanıma işledi. Yaşıtım veya değil, maddi manevi gücümün yettiği herkese davranışlarımda aynı tavırla yaklaştım. Bilhassa da kardeşlerime. Düzensizlik içinde bir düzen kurup gittik. 

Derken sözlülük, nişanlılık ve evlilik. "Ben o hataları yapmayacağım" diye başlanan bir evlilik. Yeni bir ev. Yeni biri. Sadece çay içip sohbet ettiğim biri değil. Sadece ders notu aldığım biri değil. Sadece dertleştiğim biri değil. Aynı evi paylaştığım biri. Burası mühim. İnsan insanı yolculukta, alışverişte yahut aynı evde kalırken tanır denilir. Ama öyle başlamıyorsun evliliğe. Ben bunu tanıyorum, tamam bununla olur diyorsun. Şimşekler çakıyor falan. "Pair of paradise, cennet eşi" durumlar. Yalnız öyle olmuyor. İkinizin de dolaşım, boşaltım, sinir sistemleriniz var. O 24 saat sol üst köşesinde yakası timsahlı gömlekle dolaşmıyor evde, senin saçların kına gecesinde yapıldığı gibi durmuyor sabah kalktığında. Bu eksiklik değil, gerçek olan bu. Yapay olan diğer hâlimiz. Fakat yapay hâlimizle tanıyoruz birbirimizi. Mahalle ve köy hayatında insan insanı her türlü görüyor. Fakat şehir hayatı hep bir iyi, hep bir güzel hâle sokuyor hepimizi. Yapay, gayriinsani bir güzellik hâli. Ve tabii "and they lived happily ever after, sonsuza dek mutlu yaşadılar" kandırmacası. Evlilik evlilik değilmiş de sanki bir romantik komedi imiş gibi bir tavırlar bir haller bir poz vermeler. Çok cici, çok tatlı gözüküyor. Ama yok, öyle değil. İnsansınız ikinizde, aktör veya aktris değil. Kaç gün rol kesebilirsiniz? Müzik zevkleriniz uyumlu diye evlendiniz. Müzik grubu kurmadınız ama sonuçta. O halde bu pek işe yaramadı. Aynı bölgeliyiz anlarız birbirimizin halinden dediniz. Karşı köyün yayla çorbası ile sizin köyün yayla çorbasının farklı şekillerde yapıldığını öğrendiniz sonra sonra. Yok, aynı bölgeli olmak da tutmadı. Çok sevdiğim bir kadın*** var. Allah da onu sevsin. O şöyle dedi: Genele indirgemeyelim. Yani evlenirken karşınızdaki adamı genele indirgediniz. O da sizi genele indirgedi. Ne demek bu? Karadenizli, demek ki böyle dediniz, kot giyiyor demek ki şöyle dediniz, siyah seviyor demek ki böyle dediniz. Sistem kendi işini kolaylaştırmak ister ve sizi sınıflandırır, siz de bunu yediniz. Ama tespitler tutmadı. Dediklerin, kurdukların, hayallerin üzerinden bir hayat inşa etmek istedin. Yalnız bundan evleneceğin kişinin pek de haberi yoktu. He aynını o da yapıyordu o arada onu da söylemeden geçmeyeyim. Dedikleri, kurdukları, hayalleri üzerinden bir hayat inşa etmek istiyordu. Fakat sizin bundan pek de haberiniz yoktu. Ta ta ta tam. Nurtopu gibi genele idirgenmiş iki insan. Yani hala müzik zevkleriniz uyuşuyor. Fakat müzik dinlemek değil yüzünü görmek istemiyorsun. Hani sonsuza dek mutlu yaşayacaktınız? Çok mu karamsar bir tablo. Yok, değil. Hikaye bundan sonra çok güzel devam edebilir. Ettiği de çoktur. Birkaç temel noktaya dikkat. "Eşinizi güler yüzle karşılayın, O'na çiçek alın" gibi tavsiyeler değil. Belli bir mantığı benimsemek gerekiyormuş. Yine dönüp dolaşıp aynı yere geleceğim: Müdahalesizlik. Saatlerce emek verdiğin şu yemeği sevmiyor oluşu, ve zorla yemeyecek kadar açık davranması, çiçek almaktan hoşlanmam boşa masraf deyişi, herhangi bir konuda herhangi bir fikrine katılmıyor oluşunun sebebi sen değilsin. Sebebi O da değil. Siz evlisiniz sadece, aynı insan değilsiniz. Aynı nükleik asit dizilimine sahip tek yumurta ikizlerinin huyları farklı iken nasıl da aynı konularda aynı şeyleri düşümeyi bekleyebiliriz? Bir de tam tersini düşün. Her konuda aynı şeyleri düşündüğünüzü. Ne kadar sıkıcı olurdu düşünsene :)

Derken annelik. Müdahalesizlikte kemal noktası herhalde burada olur. Olursa burada olur. Buradan diğerlerine yayılır. Ya da bende öyle oldu. Masumlar diye mi, zamanım geldi diye mi bilmem ki, kimse bana onlar kadar tesir etmedi. Onların dediklerini dinleyerek benim için doğru insanlara ulaştım. Her yaptığımızın doğru olması mümkün değil. Yapabildiğim kadarını yapıyorum. Gerisini Allah'a salıyorum.

Hâsıl-ı kelam, olumsuz gördüğüm unsurları bir bir aldım, heybeme koydum, yan yola saptım, sonra yine ana yola döndüm, kırmızı ışıklarda bekledim, bazen sarıda gaza bastım, buradayım.

http://www.egitimpedia.com/?s=m%C3%BCdahale
** https://www.instagram.com/yabanelma/
***http://anlatzuhalbibi.blogspot.com.tr/
**** Geçen yıl temeline dek yıkılan bu kilise/cami yine aynı temellerin üzerine bina edilmeye başlandı. İnsanlığın yüzyıllardır sağlam duran temelleri, yüzyıl ayakta duramayan yapıları var. Ah yüzyılım, seni ne diye anacaklar, müttehem yüzyıl diye mi?
***** ..ktan gelmiş ..klu çocuk :)
* Stockholm Sendrom
** Kemal Sayar
*** anneminkitapligi.tmblr.com

Hiç yorum yok: