ev idaresi.... (1)

henüz okul çağında olmayan üç çocuğunu anaokuluna göndermeyip evini, çevresini, kâinatı kendine ve çocuklarına okul edinmiş bir hatun kişi olarak yazıyorum bu yazıyı. bu bir “yolda böyle dikenler var, benim ayağıma battı, kardeşlerimin batmasın” yazısıdır.

ben dört kız kardeşin en büyüğüyüm. bu sebeple kardeşlerime nispeten bebek  bakımı ve ev işleri hususunda kendimi biraz daha yetenekli görürdüm. oysa ki benim yetenek sandığım şey “annemin yardımcı elemanı olma” üzerine kurulu imiş. Ben otuz, annemse elli yaşlarında olduğu şu günlerde ettiğimiz sohbetlerde bunu daha iyi anlıyoruz ikimiz de. Yani “sorumluluk” üzerine kurulu bir kişiliğimiz yokmuş evimizde evin genç kızları olarak. babamın yoğun mesaisi sebebiyle onun da yüklerini omzuna alan annemin son noktaya geldiği anlarda yardım etmek, kendiliğinden hiçbir işi yapmamak üzerine kurulu imiş. bunu bu yaşımdan geriye doğru baktığımda ancak görebildiğimi de ifade edeyim. bir de bu durumun yalnızca bana değil, benimle aynı yolu yürümüş kardeşlerimin genelinde olduğunu görünce kanaatim daha da belirginleşti. bir ev idaresi nasıl yapılır, bilmiyoruz. belli yemekleri yapabiliyoruz, elbette süpürge nasıl yapılır, bunu herkes bilir. fakat bir ev idaresi nasıl olur? bunu bilemiyorduk. öğrendik, öğrenmeye devam ediyoruz elhamdülillah. bir de tabii bu durum elbette aynı yolu yürüyen beyefendiler için de geçerli. evlendikten sonra eşine öğrenci evindeki erkek arkadaşı imiş gibi davranan, mesai haricindeki ailesi ile ilgilenmesi gereken vaktini futbol-günlük siyaset-arkadaş ortamı üçgeninde heba eden, babalık görevini eve para getirmek zanneden bir eş modelinin yaygın oluşunun sebebi de yetişme sürecinde ev idaresinde rol verilmemeleri elbette. gençlik heyecanları bastırıldığı zannedilen bu beyefendiler, gençlik heyecanlarını babalarının baskıcı tavırlarından özgür kaldıkları zamanlara ertelemiş, evlenmeyi bir özgürleşme aracı olarak görmüşler, bu da büyük bir sıkıntı.

kendimce zihnimde evirip çevirdiğim, uymaya çalıştığım listemi paylaşacağım sizlerle. ama bu listeye bakıp korkmamak gerek, bunların hepsini hepimiz yapıyoruz zaten, ben sadece kendi yöntemimi paylaşmaya çalıştım. hem öyle günler olur ki makarna-yumurta yer, akşama kadar otururuz. bu hayat böyle bir hayat, eksik,gedik,sıkıntılı.... Rabbim hepimizi doğru yola iletsin.



Bir gün sabah namazı ile başlar, bir günün sabah namazı ile başlaması için yatsı namazının akabinde bitmiş olması gerekir. Bir gün, sabah namazı ile başlamamış ise o günü kaybedilmiş ilan edemeyiz. Bilakis o günü daha da daha da iyi geçirmeye, bereketlendirmeye çalışmalıyız.

Gün, abdest ile başlar. Eğer sabah namazından sonra yatıldı ise, yine de abdest ile başlatabiliriz günü. Böylece tüm hücrelerimizle uyanmış olabiliriz. Tülbent, saç tokası, bandana veya saç bandı takabiliriz. Kahvaltıyı rahat hazırlayacağımız ve günün ilk işlerini hızlıca yapabileceğimiz şekilde giyinmek bize hem dakikalar, hem de pratiklik kazandırır. Ben evde sadece penye ve pamuklu kıyafetler giyiyorum. Bir de en iyi iş kıyafeti şalvar. Hem hareket etmeyi kolaylaştırıyor hem de ev içi tesettürü sağlıyor.

Ev sadece silinip, süpürülüp, toz alınan bir yer değil. Dışarıdan öyle gibi gözüküyor. Fakat bir evde yönetilmesi gereken birçok alan ve eşya var. Aynı zamanda evlendiğim arkadaşlarımdan çok daha az eşya almama rağmen on yılda yaşadığım beş taşınma gösterdi ki her şeyimiz çok. Çokluk hastalığına müptela olmuşuz. Fakat işe yarar bir çokluk mu, değil mi bu tartışılır. Bu çokluktan nasıl kurtulduğumu kısım kısım anlatmak istiyorum. Şimdilik sadece mutfak ve ona bağlı şeyleri yazdım. Gerisi de gelecek.

Acil ihtiyaçlar hariç alışverişlerimiz “haftada bir kez” yapabiliriz. Her evin kendince bir alış-veriş listesi vardır. Bizim alış-veriş listemizde marketten canımızın çektiği ürünler değil, üretici ile tüketicinin doğrudan buluştuğu köylü pazarındaki kurutulmuş gıdalar, salça-turşu-pekmez gibi kavanoz ürünleri, yufka-bazlama-köy ekmeği gibi pişirilmiş ürünler, kurutulmuş baklagiller, mevsim sebze ve meyveleri, süt ve süt ürünleri var. Elbette aldığımız unun tohumunun atalık olup olmadığı, çabuk çürüyen sebzelerde kullanılan ilaç oranını da her seferinde üreticimize soruyoruz. İlaçtan ve zirai tohumdan an itibariyle tamamen kaçmanın mümkün olmadığının farkındayız, fakat talep olmazsa arz gelişmez bilinci ile yapıyoruz bunu.

Gün içerisinde mutlaka pişirmem gereken üç yemek var. Kahvaltıda ortaya koymaya sıcak bir şey. Bir de ikindi sofrası için çorba ve yemek. Biz beş kişilik bir aileyiz. Beşimizin de severek yediği yemek sayısı da en fazla yedi. O yüzden hepimizin yiyebileceği (çorba, pilav, tencere yemeği,  börek-kek) bir yemek, bir de bazılarımızın yiyeceği bir yemek pişiriyorum. İnsan sürekli muhatab olduğu şeylerden sıkılıyor. O yüzden üst üste aynı yemekleri pişirmemeye gayret ediyorum.  Bir yemeği haftada yalnız bir kez pişiriyorum. Çocuklar kahvaltıdan birkaç saat sonra meyve yemek istiyor. Okuduğum makalelere göre meyveyi gündüz tüketmek çok önemli. Hele ki akşam yemeği sonrası meyve yemek bedenine savaş açmak demek. Ben genelde kahvaltı ile ikindi arası birkaç kuru meyve yiyorum. Hatta ona bile ihtiyaç duymuyorum bazen. Hele ki evde isem ve çok yoğun işim yoksa o enerjiye ihtiyacım olmuyor. Her aldığımız kalori harcamamız için aslında. Harcanmayınca da sinir olarak geri dönüyor. Çağımız insanının en büyük sorunu her şeyin fazla olması. 

Mutfakta bir adet mutfak robotu, bir adet ekmek makinesi, bir el çırpıcısı, bir su ısıtıcısı kullanıyordum. Şimdi hiçbirini kullanmıyorum. Tüm bunların yaptıklarını ellerimle yapıyorum ve işlerim daha çabuk bitiyor. Zaman içerisinde kazandığım pratiklik de bunda etkili olabilir. Elektrikli aletlerin iç aksamına su gitmeden dış yüzeylerindeki plastiğin temizlenmesine ve tezgah temizliği esnasında tüm bunları kaldırıp indirmekle harcayacağım süreyi, patatesi el rendesi ile rendeleyerek, suyu çaydanlık altında kaynatarak, keki el çırpıcısı ile çırparak harcıyorum. Sanırım yaklaşık olarak aynı zamana denk geliyor. 

Bir yılı aşkındır süt üreticim yoğurdumu ısrarla kendi yapmak istiyor. Bulundukları köyün havasının bakteri yoğunluğu bulunduğum semte göre daha fazla olduğundan onun yoğurdu daha kıvamlı oluyor, ben de ses etmiyorum. Ekşimiğimi, ekşi mayamı kendim yapıyorum. Neredeyse tüm meyve kabuklarından ve çürüklerinden ise sirke kuruyorum. Yerde yemek yediğimiz için mutfak masasını kullanmıyoruz, mutfak masasının üstü ve altı deney alanı gibi. Her daim mutfağın bir köşesinde büyükçe bir poşet geri dönüşüm ürünleri için duruyor.  Yani mutfak yemek kaynatılan değil, saatler geçirilen, yaşanan bir yer hepimiz için. Bu işlemlere çocuklarım da katıldığı için dökülen, saçılan çok oluyor. Bulaşık makinesini hemen çalıştırmak çok vakit kazandırıcı. Çünkü o zaman lekeler kurumamış oluyor. Bir sık sık bulaşık makinesinin iç aksamını çıkartıp, ovalayarak temizlemek temizliğin niteliğini yükseltiyor. 

Ben zeytinyağı ile pişmiş tüm yemekleri yiyebilirim. Fakat eşim o kokudan hoşlanmıyor. Gerçek tereyağı ile tüm yemekleri pişirmek ise bütçemizi çok zorlayacağından ortalama iki ayda bir teneke olmak üzere ayçiçeği yağı kullanılıyor mutfağımızda. Elbette bunun geri dönüşümü mutfak perdelerinde, mutfak camlarında,fayans ve karolarda, mutfak dolapların yüzeylerinde hissediliyor. Yüzeylere sinmiş yapay yağ molekülleri, doğal yağlar gibi çabucak çıkmıyor. Bu yüzden de mutfak dolapları ve beyaz eşyanın yüzeylerinin iki haftada bir silinmesi gerekiyor. Aksi takdirde üzerine kir bağlayan yağın çıkarılması hayli zorlaşıyor. Bu da belli bir vakit alıyor.

Mutfak dolaplarının içi, genelde sadece toz oluyor. Annem evlenirken dolap içi örtüler dikmişti, onları halen kullanıyorum. İki ayda bir yıkamak yeterli oluyor. Dolap içi temizlik yapılırken çekmecelerdeki başka odalara ait eşyaları da ayıklamak iyi oluyor. Az eşya her zaman daha dinginleştirici, daha çabuklaştırıcı. Üç sene önce kırılan sürahinin kapağı gerçekten artık bir işe yaramaz, bunu bir kabul edelim. Böyle parçaları oyuncak üretme kolisine atıyorum. İleride ondan da bahsedeceğim.

Ben evimde yalnızca doğal temizlik malzemeleri kullanıyorum. Doğal derken üzerinde doğal yazan ürünleri kast etmiyorum.  Ev sirkesi, limon tuzu, zeytinyağlı sabun, çöven kökü(sabun otu kökü), karbonat, çamaşır sodası, arap sabunu (yağ+potasyum hidroksit=arap sabunu+gliserin sanırım dünyanın en basit formüllerinden) meşe külü ve benzerlerini kastediyorum.. Evde bu ürünler varsa başka hiçbir ürüne gerek yok. 

Mutfakta çimlenebilecek gıda artıklarını(patates, havuç, turp, kereviz, soğan, sarımsak) gömülmek üzere bir kaba, örtü malç olarak kullanılabilecek artıkları(diğer tüm sebze kabuklarını) da bir kaba ayırıyorum. Bu kaplar yaklaşık üç günde bir doluyor. Üç günde bir küçücük bahçeme gıda artıklarını şöyle bir saçıyor, çimlenebilecek ürünleri de birkaç dakika içinde elimle toprağa itiyorum. On beş günde bir de yabani ot bitmişse kökünden çekmeden üstteki yapraklarını koparıp yine bahçeye atıyorum. Olmuş gıdayı toplamak da birkaç dakika sürüyor en fazla. Yani on beş günde toplam en fazla bir saat ilgilenerek en azından sevdiğiniz yeşillik çeşitlerinizi doğrudan yiyebilirsiniz. Pulluksuz tarım ile ilgili ayrıntılı bilgi için permakültür hakkında araştırma yapabilirsiniz.

Ve elbette her şeyin en doğrusunu Rabbim bilir. İstikametten ayırmasın(âmîn)....

Hiç yorum yok: