müfredâtım

"insan ne ile yaşar"* sorusuna cevap aramış biri. fakîr, "insan nasıl öğrenir" sorusuna cevap aradı.

insan insandan öğrenir bahsi....
ilk insan Adem aleyhisselam'dan bu yana binlerce yıl geçti. insanlar hep öğrendiler. Seda dedi ki, "kabile hayatında biri ok-yay yapımında kendini geliştirince bu duyulunca bu işe merak duyan kişiler odan öğrenmeye gelirmiş, ve gitgide bu kişi bir yönder sayılır, bu grup da küçük bir okula dönüşür". yani insanlık bilerce yıl böyle öğrenmiş. biri bir konuda uzmanlaşmış, birileri de onlardan öğrenmiş ve geliştirmiş.
yüzlerce öğren-cinin / bir binaya girerek / bir çok alanda / belli öğret-menlerden / öğren-diği sistem coğrafyamda yüz, tüm yeryüzünde ise iki yüzyıldır mevcut.
o halde öğrenme nasıl gerçekleşmez sorusunun cevabını örneklendirelim.

- ben organik kimya bilmiyorum, o halde öğrenme gerçekleşmez.
- ben organik kimya biliyorum, ama öğretemiyorum, o halde öğrenme gerçekleşmez.
- ben organik kimya biliyorum, öğretebiliyorum, ama öğretmek istemiyorum, o halde öğrenme gerçekleşmez.
- ben organik kimya biliyorum, öğretebiliyorum, öğretmek istiyorum, karşımdaki öğrenmek istemiyor, o halde öğrenme gerçekleşmez.
- ben organik kimya biliyorum, öğretebiliyorum, öğretmek istiyorum, karşımdaki öğrenmek istiyor, uygun ortama ve cihazlara sahip değiliz, o halde öğrenme gerçekleşmez.

yani iki canlı arasında öğrenmenin gerçekleşebilmesi için tarafların istekli, öğretenin uzman, ortam ve cihazların uygun olması gerekir.
neden iki canlı dedim? iki insan da diyebilirdim. peki sadece insanlar arasında mı öğrenme gerçekleşir?
- yeryüzünde tesbit edilmiş süre ile 3000 yıldır aşılama yapıyor. çok basit bir dille, yaşlı ağaç, genç fidana öğretiyor. tıpkı insanlardaki gibi, bazen yaşlı ağaç öğretmek istemiyor veya öğretemiyor, bazen genç fidan öğrenmek istemiyor, bazen uygun ortam oluşmuyor, ve öğrenme gerçekleşemiyor. fakat genelde tam tersine biz şehir çocuklarının mucize diyebileceği bir öğrenme gerçekleşiyor.
- ya hayvanlar? anne canlı bizce vahşice fakat içgüdüsel olarak ite kaka yaşamayı ve hayatta kalmayı öğretiyor yavruya. bazen anne öğretemiyor, öğretmek istemiyor, bazen yavru öğrenmek istemiyor, bazen uygun ortam oluşmuyor. ama genelde biz şehir çocuklarının mucize diyebileceği bir öğrenme gerçekleşiyor.

insan yaşayarak/yaparak öğrenir bahsi....

bir de insan insandan en fazla bilgiye ulaşma yolunu öğrenmeli, fazlasını değil. yani ben öğrenirken tepemde durma, geriliyorum. yol yordam göster ve çekil. öğrenmeme fırsat ver.
örnekse, benim müfredatımda çiftçilik ve bir usul-i fıkıh icazeti almak var. kariyer planlamam bu yönde. büyüyünce çiftçi ve usulcü olmak istiyorum. bunun için sürekli okuyorum notlar alıyorum kimse beni mecbur tutmamasına rağmen. ki 21 yaşımda yüksek öğrenimim bitene kadar bir defteri doldurmadı tutuğum notlar. hep ite kaka geçtim dersleri. kendimce anlayabileceğim kaynaklardan bu iki ilmi okuyor ve temrin ediyorum. bilhassa çiftçiliğe dair yaşayarak öğrenmek çok önemli. çünkü her kentte değişiyor tohumun verimi. her pazara gidip dönüşümde defalarca tekrar ediyorum öğrendiklerimi. oraya buraya yazıyorum, eşime dostuma anlatıyorum. bir de sosyal medya'da hep benimle aynı hayali kuran hatunları takip ediyorum. ama onların yaptıklarının aynını yapmaya kalkışınca tökezliyorum. bir tavır, bir hal almalı. ama tıpkıbasım yapmamalı.
peki şu anda maddi manevi mümkün gözüküyor mu bu iki isteğim, hayır. çünkü çiftçi olmak için bir sermayeye ve eşimin benimle gelmesine ihtiyacım var. sermayem yok ve eşim benimle gelmiyor :) usûl-i fıkıh icazeti almak için yaklaşık iki yıl sabahtan akşama dek günde sekiz saatini ilme ayırman gerekiyor. çocuklarımın bana, benim çocuklarıma ihtiyacım olduğu şu günlerde bu mümkün değil. şimdi bu sebepler maddi veya manevi görünen sebepler. peki ben kime iman ediyorum? sebeblerin sebeblendiricisine. konu kapanmıştır.

insan öğrenmek zorunda olur, insan içsel bir iştiyak ile öğrenir....

öğretici oldum. bir işi yapacaksam tam yapmalıydım. tastamam yapamasam bile sınırları zorlayan biri olmalıydım. bunu içsel bir iştiyak ile istedim, bu içten gelendi, bu varoluşsaldı, bu bir iştiyak idi, böyle olmazsa olmazdı. öğrendim, öğreniyorum.
anne oldum. her şeyi biliyorum dalgaları hiçbir şey bilmiyorum kıyısına vurdu da durdu. öğrenmek zorundaydım, doğruyu içimde buldum, öğrendim, öğreniyorum.
küçük mavi gezegenimde çoğu şeyin ters gittiğini gördüm, hayatta kalabilmeyi öğrenmeye mecbur olduğumu hissettim. içsel bir iştiyak idi bu. öğrenmeye mecbur hissettim, öğrendim, öğreniyorum.

insan tekrar ederek öğrenir....

ilk seferde doğru yapamam, ama yaptıkça öğrenirim. o halde bir şeyi yanlış yapmak da bir adımdır. her seferinde ilerleyebilirim. yeter ki yapayım, tekrar edeyim. tekrar en güzelidir, yüzseksen kez yapılsa yeridir

insan farklı yöntemlerle ve farklı sürelerde öğrenir....

önce talebelerim oldu, sonra çocuklarım. kendimi öğreten, karşımdakini öğrenen konumuna koyup çıkmışım yola. olmadı, tutmadı. ne kadar bilgim varsa hepsini akıtırsam iyi öğretirim sanmışım, olmadı. benim öğrenmelerini istediğim şeyi öğrenirlerse olur demişim, olmadı. şu kadar zamanda öğrenmeliler demişim, olmadı. şöyle öğrenmeliler demişim, olmadı. karşımdaki insandı. çok yüce yaratılmıştı. beş parmağın biri bir değildi de bunca farklı deoksiribo nükleik asit dizilimli insan nasıl aynı şekilde ve aynı sürede öğrenecekti? sonra bildim. herkes isterse öğrenirdi. ama farklı yöntemlerle, ama farklı sürelerde.

* İnsan Ne ile Yaşar, Tolstoy

Hiç yorum yok: