barışmak....

bir kızın babasıyla barışması mı daha zor, yoksa annesiyle barışması mı? bunu o kızın, o anneni, o babanın hikayesi belirliyor.

bu yazıyı hep erteledim, çünkü hep anne ve babasını kaybetmiş arkadaşlarımdan utandım. özellikle lise döneminde babasını kaybetmiş iki arkadaşımdan daha çok utandım. sonra dedim ki ben burada halen dünya hayatını devam ettiren bir baba veya anneden bahsetmiyorum. benim burada bahsettiğim şey baba veya anne kavramı. yani seni deden büyütmüş de olabilir. hatta annen sana babalık yapmak durumunda kalmış da olabilir. benim eşimin evde gördüğü baba otoritesi evin büyük abisi imiş mesela. çünkü denizci baba hep uzakta. ailenin yedinci çocuğu olduğu için annesi anneannesi gibi sevmiş onu. hiç dayak yememiş, istediğin yiyerek büyümüş falan. şanslı kerata. neyse ben burada yaşayan bir 'baba' veya yaşayan bir 'anne'den bahsetmiyorum.

"bir anda aydınlandım" hikayesi değil bu. yani gerçek hayat o değil. sidharta o incir ağacının altında bir anda aydınlanmadı. yani bir anda buddha demeye başlamadılar ona. anlayabileceğiniz gibi anlayatım. "fatih müftüsü arayıp gel şehzadebaşı'nda vaaza çık hocam" demedi sidharta'ya. garibim soyluluğu terk etti, dini öğretilerin yalnızca soylulara anlatılmasını reddetti, demin raks eden kızların az sonra uyuyakaldığını ve et yığınına dönüştüğünü gördü ve tiksindi, çoluk çocuğundan geçti, inzivaya çekildi ve sair. yani ferrarisini satmadı ula, satıp ihtiyaç sahipleri ile paylaştı. vay canına yandığımın marks'ı. bilgelerimiz bile kapitalist olmuş arkadaş. yani bu bir anda aydınlanma durumu değil. yaşıyorsun, görüyorsun, bakıyorsun, anlıyorsun, bir tespit yapıyorsun sonra bakıyorsun o tespiti içi boş, ordan bir yere varıyorsun ama, o tespit seni bi adım ilerletiyor. öyle öyle barışmaya doğru gidiyorsun. hatta babanla, yani baba kavramı ile barışmadan eşinle de sağlıklı bir birliktelik yürütemeyeceğini anlıyorsun. değişik durumlar.

benim bir hikayem var. ve bu hikayemin giriş kısmı annemin ve babamın hikayeleri. fakat hikayem devam ediyor. burası önemli yani bir hikayenin girişini okuyup, anlamadım diye atamazsınız. du bi bakalım. daha neler olacak. e tabii bir hikayenin başı o hikayenin iskeletini verir sana. bu bir gerçek. ama kestirip atamazsın. çünkü fıtrat üzere doğduk, çünkü Rabbimiz Allah'tan geldik ve Rabbimiz Allah'a döneceğiz. çünkü Rabbimiz Allah âdil. ve sana zulmetmez. asla zulmetmez. feyza dedi ki bi sefer abla senin imanın kuvvetli. o yüzden alt edebiliyorsun yaşadıklarını. şimdi böyle kerameti kendinden menkul şey gibi oldu ama feyza doğru bir şey söyledi. beni boşver, elimizde imanmetre yok. ama durum tam olarak iman meselesi hacı. yani gidip gelip mesele iman'a dayanıyor. bunu her yerde görebilirsin. evlilik okulları, anne baba okulları, kuracağımıza itikad okulları kuralım. toptan tüm hayatı çözeriz yani. yoksa anne baba okulundan çıkmış evlat putçuklarını saksıda büyüten çok ana baba daha görürüz onu da söylemedin demeyin. aha da söyledim. bütüncül bakış. bütüncül bakamamak. evet durum budur.

babamın bir hikayesi var. çaba, çaba, çaba çaba'dan oluşan bir hikaye. bir dağ köyü. anlatılanlara göre yerinde duramayan bir oğlan. vay sonra bu merve kime çekti? gelene geçene taş atarmış yoldan. şimdi babayı 30-40-50-60 yaşında görüyorsun ya. onu bir bırak. bi bak bakalım.bu adam bebekti. bu adam altına yapıyordu yahu. annesini emiyordu falan. sonra kaşı, başı yarıldı. sonra ilkokula gitti. okulda neler neler yaşadı. sonra neler oldu. nasıl evlendiler. hedeflediği, hayal ettiği adımlara kimler engel oldu, o adımları nasıl attı. sen şimdi kafanda bir şeyler kurdun diyorsun ki şöyle oldu. hele bir dur bakalım. hakikaten öyle mi oldu, belki de sen çok başka bir pencereden baktın. belki pervazları kapalıydı pencerenin gördüğünü sandın.

annemin bir hikayesi var. ötelenmek, ötelenmek, ötelenmek üzerinden oluşan bir hikaye. eyüp sultan. anlatılanlara göre yerinde duramayan bir kız. vay sonra bu merve kime çekti? ilkokul'da erkek kuzenlerini döven erkek çocukları pataklayan bir kızçe. bir evin bir kızı tam 15 sene. 4 oğlanın üstüne doğmuş bir gülce. ama işler değişir. kızlar doğmalı ve hep küçük kız kalmalıdır bazılarına göre. gözükmeye başladığı an ötelenmelidir hemen. abisi, babası ötelemelidir. sonra ötelesin diye eşine teslim etmelidir. öyledir bazen. o kıza da öyle olmuştur. hemencik kadın hemencik anne. hemen tekrar anne. o kadınlar boşa demez üçüncü çocukta anladım ana olduğumu diye. öyledir işte. tabii ama bu senin hemen bakabildiğin bir pencere değil. bun görmen uzun zaman aldı. anneni üzdün, yaraladın, saçma sapan sözler söyledin. tabii o da seni üzmüş olabilir, üzüştür yani açık konuşalım. oldu bunlar. ama onun da bir hikayesi var.

benim bir hikayem var. babamın, annemin, onların da baba ve annelerinin birer hikayesi var. al bunu ilk insan ilk peygamber Nebiyyullah Adem aleyhisselâm'a kadar götür. orada ne göreceksin biliyor musun? kardeş katli. şimdi de kardeş hikayesine girelim mi? e girelim. insanlık cennetten kovulmadı, indirildi. muharref kitaplardaki ayetler eğer Korunmuş Kitap Kur'an-ı Kerim ile çelişiyorsa orada dururuz. bu bizden değil deriz. muhafazakar moda demek gibi bir şey bu. muhafazakar moda mı olur lan hikayesini merak ettiklerim. neyin kafasını yaşıyorsunuz? moda yenilik demek, muhafazakarlık değişmemek. oradan biri çıkıp da değişmemenin yeniliği üzerine bir cümle kurarsa vallahi döverim. ne diyorduk insanlık cennetten geldi. neymiş. geldi. kovulmadı. ana yurdumuz orası, ondan orayı özlüyoruz, tatmin olamıyoruz falan. çocuğa habire oyuncak alıp durma. o cennetten geldi. ne yapsın senin aldığın kıytırık ninjayı? insanlık cennetten indirildi ve az zaman sonra kardeşini öldürdü. ben bu yazıyı yazarken iki oğlum karşımda sarılmış uyuyorlar. aman ya Rabbî. şimdi Nebiyyullah Adem Aleyhisselâmın acısını daha derinden hissettim. yürek yarılmıyor demek ki. Allah bize böyle mi demek istiyor acaba? iki çocuğun birbirini öldürebilir ve sen hala yaşamaya devam edebilirsin mi diyor. aldığın mutfak dolabının veya oturma odasının saten boyasının aslında bir ton açığını istiyordun ya hani, o da acı bu da acı. öyle düşün. insan kardeşini öldürebilir. çok mu karamsar. yok, karamsar değil aslında. çok iç açıcı. sade iki oğlan kardeş miydi bunlar? hayır belki yüzlerce idiler. tam da burada vay neden kendi kız kardeşleriyle evlendilerdi de, vay aslında ilk insan tek değildi diyen olursa üşenmem kalkıp iskan ettiği yere kadar gelir, onu da döverim. bi bilmediğiniz şeyler hakkında konuşmayın. az bi susun. bildirmiyor Rabbim Allah celle celaluhu orayı. bi sus. bilemez ol. onu da bi bilme. ne kazandıracak acaba bu bilgi sana. ne işine yarayacak. çocuk anne su diyor sen orada o küçücük ekrandan arkadaşınla ilk insan tartışması yapıyorsun. o çocuğa su ver. ve düşün, iki kardeş miydi habil ile kabil. belki yüzlerce idi. sadece biri diğerini öldürdü. demek ki umut var. kötülük var, ama umut daha çok. kötülük hep olacak. ama umut da hep olacak. barbarosoğlu dedi ki "bir kadın bir yerde çocuğunu emzirdi diyen bir haber okumadıkça ümitvâr olmalıyız, kötülük hala haber oluyor, yani demek ki hala iyilikler daha çok ki kötülükler dikkat çekiyor, o yüzden basın dilimizi değiştirmeli ve iyilikleri çokça anlatan bir dil kurmalıyız".

benim bir hikayem var, senin de bir hikayen var, eşinin, annenin, babanın da bir hikayesi var. çocuklarının hikayesi var.unutmayasın.

Hiç yorum yok: