küçücüktüm. düştüm. güldüler. gülmek güzel bir eylem hâlbuki. ama öyle gelmedi. nasıl anladım o gülüş ile öbür gülüş arasındaki farkı? akan enerjiden mi? belki.

biraz büyüdüm. düştüm. onlar gülmesin diye kendim güldüm. yeter ki gülmesinler. o kadar rahatsız edici gülüyorlardı ki. parmaklarını uzatıyorlardı insana doğru. ağlamak, ağlamak, ağlamak istiyordum. bastırıyor ve kahkahalarla gülüyordum.

biraz daha büyüdüm. dediklerine inandım, meğer beni yiyorlarmış. beni yedikleri için espritüel, beni yedikleri için havalıydılar. beni yediler ben yine de güldüm. burunlarına vurmak, suratlarını dağıtmak istiyordum. kötü birisin sen deyip susturuyordum kendimi.

hiçbir şey mutlu etmiyordu onları. ne yapsam beğendiremiyordum. yoksa sorun bende miydi? neden kendimi beğendirmeye çalışıyordum?

içimde ne eksikti? neye güvenim azdı? neden beni üzebiliyorlardı?

düşündüm, düşündüm ve düşündüm....

çocuklarım oldu çocuklarım büyüdü. arkadaşları oldu. arkadaşları onlara küstü. hayatlarına devam ettiler. evimize döndük evimiz her şeyi unutturan yerdi. benim içimdeki çocuk, çocuklarımın arkadaşları onları üzmesin istiyordu hala. döndüm baktım çocuklar unutuyordu hâlbuki. sorun bende idi. birileri bizi üzecekti hep. bunu ya bilerek ya bilmeden yapacaklardı. belki de ben de tam aynı yerden üzmüştüm birilerini kimbilir? mesele üzülmek değil de, mesele üzülmemeyi istemek miydi ki?

Hiç yorum yok: