dünyaya bir çocuk getirdim. onu besledim. bakımını yaptım. onu sevdim. onunla konuştum ve oyunlar oynadım. çocuk büyüdü ve inancımla ilgili sorular sormaya başlayınca bir duraksadım. ona inancımı nasıl anlatacaktım. sanki ben başka biriydim de inancım başka biriydi. ya yanlış yaparsam korkusu öyle sarmıştı ki. sanki beslerken, bakarken, severken, konuşurken ve oynarken yanlış yapmamışım da sadece inancım ile ilgili yanlış yapabilirmişim gibi geliyordu.
silkelendim.
çocuklarım sordukça, tüm inancımı, onun bildiği kelimelerle, tane tane, sakin sakin, kibar kibar anlatıverdim. elimizdeki ve evimizdeki bir kutudan gelen görüntünün gerçek değil temsil olduğunu algılayabilen bir duyarlılık seviyesine sahip çocuklarımın soyut kavramları anlayamayacağını düşünmekten vazgeçtim.

Hiç yorum yok: