bahar temizliği....

Bahar temizliği esnasında aklıma gelenler…
Beğenilmek istemek kötü şey mi? Değil sanki. Bak bana deriz daha bebecikken etrafımıza. Bak bana. Bak ce yapabiliyorum bak ve gül bana. Bak yürüyorum aç kollarını bana. Bak buraya ne çizdim bak bana. Bak nasıl atladım büyüksek yerden bak bana. Bak topa nasıl vurdum bak bana. Öyle diyoruz sanki birbirimize her sözümüzde birbirimize. Cennetten geldim buraya, yetmiyor buralar bana, bak bana. Beni dinle, beni önemse, beni sev. Bak bana. Bundan mı acep like peşine bu kadar çabuk takılışımız. Bunun farkına varalı daha çok bakıyorum çocuklarıma. “Anneeeea, bak sesini duyunca elimde toz bezi, elimmde patates, elimde süpürge, elimde çek-pas, elimde çamaşır, elimde bulaşık bakıyorum onlara. Bazen de yorgun oluyorum veya daha önemli başka bir işim oluyor. Bakamıyorum. Bu dünyanın sonu değil. Spikolocileri hiç şey olmaz.
Çocuklarım dünyayı benim kadar tanımıyor. Bunu defalarca hatırlatmak istiyorum kendime. 699 liralık bir yapbozu ben neden almayacağımı biliyorum ama o bilmiyor. Bununla ilgili bin kez de olsa konuşabilirim. Eğer iddiaları güçlüyse alabilirim de çünkü eşimin de benim de 699 lira verdiğimiz birer oyuncağımız, telefonlarımız var.
Sıkılınca, sıkıştırılınca bakıyorum. Nelerin altını kısabilirim? Onların altını kısıyorum. Dışarıdaki fazla sesleri kısıyorum. İçimdeki fazla sesleri de tek tek kısıyorum. İçimde uyanan bin türlü meselelerin çoğuna diyorum ki, seninle sonra ilgileneceğim, dünya yarın da var, ben gittiysem, mesele bitmiştir zaten, yok buradaysam, sizinle ilgilenirim. Belki de zaten adece yaralarımı sarmak içn gelmişimdir dünyaya. Fazla hayallerimin altını kısıyorum. Fazla beklentilerimin. İyi geliyor. Tekkkkker tekkkker gelin uleyn!
Madde ile kurduğum ilginç bir bağ var. Eski zaman insanlarını artık daha iyi anlıyorum. Kitaplıklarımız ve elbise dolabımız, iki komodin, iki şifonyer bir de konsolvari bir dolabımız mdf kaplamadır. Olsun, onlar benim. Neler gördük geçirdik birlikte. O odadan o odaya, o işlevden bu işleve evrilip durdular. Bu temizlik esnasında komodinlerimin kenardan hafif hafif açıldığını fark ettim. Hemencik bant yapıştırdım minicik minicik. Annemin evine gidince beni en mutlu eden şey uzun yıllardır orada duran şeyler oluyor. Sadece mutlu anılarla kayıtladığım için değil. Bazen de sıkıntılı anıları getiriyor eski eşyalar. Döküp saçıp gidiyorlar. Gerisi bana kalıyor. Paketleyip uğurluyorum. Teşekkür ediyorum iyi ve kötü görünen ama aslında tastamam bir silsile halinde beni var eden bütüne.
Kıyafet dikemiyorum. Ama öyle tamirler yapıyorum ki. Geçen gün bir baktım. Üzerimde 18 yıllık penyem, eşimin 16 yıllık eşofmanını(yav bu kelimenin Türkçesi yok)tamir ediyorum. Güldüm kendime. Bel lastiği yenileyebiliyorum. Paça kıvırabiliyorum. Artık kumaşlardan yastık bile diktim. Hatta minik oğlum şapkalı gömleklerini çekiştiriyordu. Abilerinden kalma pek de güzel şeyler, mis gibi pamuklu. Kestim şapkalarını(kapüşon , al sana Türkçesi olmayan bir kelime daha)bebek yastığı yaptım. Benden ilham alan kızçem tamir edilemez hale gelmiş çorapların ayağa denk gelmeyen kısımlarından minicik bebek yastıkları dikiyor artık. Diktiğim yastıkları pek beğenen oğlum dikiş makinesine oturdu bu neyin nesidir diyerek.
Çocuklarımın benim yanımda açıldığı gibi ailelerimizin, komşularımızın yanında bile açılmadığını farkettim. Evimiz sanki korunaklı bir alan. Bilmeklerini ve olmaklarını bizim yanımızda daha rahat belli ediyorlar.
Kendime yanlış yapma hakkı verdim. Yanlış yapmaktan o denli korkmuşum ki, bir şey düşündüğümde zihnimden geçen düşünce zinciri beni ilk eylemi yapmaktan alıkoyar olmuş. Öyle yaparsam böyle der, böyle derse şöyle olur sonra da öyle olur gibi. Sıkıldım. Bir yanlış yapayım bakayım. Geri vitese takarım. Baştan alırım. İnsanım. Tevbe ne güzel şey.
Özellikle ev işlerinde ve mutfak işlerinde odaklanma problemi yaşıyordum. Tam bir odayı topluyorum bir de bakmışım öbür odayı topluyorum. Bir odayı toplarken o odadan çıkmamayı denedim  Kenara bir sepet koyuyorum. Adı da, diğer odalar sepeti  O oda bitiyor. Öbür odaya. Diğer oda sepeti de yanımda.
Bir nesneyi ortaya öylece bırakıyorum. Bir tül parçası. Bir koli. Bir lastik kutusu. Günlerce oradan oraya sürünüyor. Bingo. Sonunda onunla bir şey yapılıyor.
Evi dağıtma hakkımı kullanıyorum. Böylece ne çok iş yaptığımı ailecek anlamış oluyoruz. Misafir geline bıtbıdılar gıpgıpda olmak zorunda değil. Sepet diye bir mükemmel bir icat yaratma kabiliyyeti vermiş Allah, sepetleri kullanalım.
Çocuklarımla tüm gün ilgileniyorum. Temizlik yemek yaparak . Yemek yapmazsam doymazlar. Temizlik yapmazsam aradıklarını bulamazlar.
Bazen aptal olduğumu düşünüyorum. Sonra gülüyorum, bu aptallık değil, bu iyilik. Aptal denilircesine iyilik. Vazgeçmeyeceğim.
Bazen çocuklarımın çok üzüldükleri hadiselerde ağlamak yerine kendilerini korumaya alarak kahkalarla güldüklerini fark ettim.
Yoğun stres altında kaldıklarında yardımcı olmam gerekiyor. Akran zorbalığı vs. Sakinleştiriyorum. Sarılarak. Dinleyerek. Kardeşlerine durumu açıklayarak. Bazen bir odada yalnz dinlenmesini sağlayarak. Bazen yanıbaşımda tutarak.
Özellikle bir şeye odaklandığımda sinirli gibi göründüğümü farkettim. O sırada ne kadar abuk espri varsa yaparlar. Nereden duymuşsam artık “dikkatimi çekmeye çalışıyorlar” der ve sinirlenirdim. Ezber bir cümle bu. İçi boş. Beni güldürmeye neşelendirmeye çalıştıklarını farkettim. Güldüm. Ama böyle kahkaha ile. Çünkü mesele iyi espri duymak değil. Onların beni neşelendirmek istemekteki iyi niyetlerine bol bol güldüm. Yavruuum, Allah iyiliğini vesin sen beni güldürdün diyerek. Vazifeleri tamamlanınca gittiler yanımdan, kaldığım yerden devam edebildim işime. Oysa gülmediğimde, öyle bet öyle ciddi durduğumda ikna olana dek gitmiyorlardı yanımdan.
İstekler kabiliyyete dönüşür, kabiliyyetler isteğe değil. Oğlumun resim isteği, kızımın jimnastik isteği kabiliyyete dönüştü. Sönebilir, coşabilir. Hayat, bakalım neler gösterecek.
Yağmur, yağmur, yağmur. Bir yağmur yağsa ve doyasıya yıkasa bizi. Yaralarımız iyileşse de öbür yaralarımızı tamir etsek.

Hiç yorum yok: