Çocuklarıma Ramazan ayını nasıl anlatabilirim?

“Çocuklarıma Ramazan ayını nasıl anlatabilirim” sorusu bana ait bir soru değildi. Ama geldi bir yerden takılıverdi zihnime. Bu sorunun kapsamı değişik şekillerde pek çok kez düştü önüme. Tabii yine asli kaynağı dış bir ses: Çocuklarıma kurbanı/namazı/orucu/zekatı nasıl anlatabilirim? Sorunun hitap ettiği kitle bağlamında da genişletelim kapsamı: İnsanlara inancımı nasıl anlatabilirim?

Burada durup sordum kendime. İbadetlerin inanç boyutunu anlatmaktan mı bahsediyorum yoksa ibadetin nasıl yapılageldiğini anlatmaktan mı?

İbadetin nasıl yapılageldiğini anlatmayı vakit kaybı olarak gördüm çünkü vahyin uslûbu bu değildi. Rabbimiz Allah celle celaluhu Müslümanlara emir ve yasaklar vahiy aracılığıyla bildirmişti evet, fakat ibadetlerin şekil ayrıntıları vahiyde ayrıntılı şekilde yer almıyordu. Ashab Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i taklit ederek ibadetlerin şeklini öğreniyordu.

İki kişinin örneği meşhurdur. Biri bilgisayarın ne olduğuna dair yüzlerce sayfa kitap okuduktan sonra bilgisayar ve kitap ile başbaşa bırakılmış, diğeri bilgisayar ile ilgili herhangi bir okuma yapmadan bilgisayarın başına geçmiş fakat yan masada bilgisayar kullanan kişiye bakma olanağı tanınmış. Hangisinin daha hızlı öğreneceği açıktır.

İşbu sebepten ben de çocuklarıma ibadetlerin fıkhi boyutunu halen öğretmedim. Çünkü o ibadetleri onların gözünün önünde yapıyorum. Ve insan önüne engel çıkarılmadığı müddetçe öğrenmek isteği ile dopdoludur. Hayatının ilk yıllarında ailesinin, ardından akraba ve komşularının, gitgide açılan bir ivme ile tarihin tüm devirlerinde tüm insanlığın yaşantısını ve fikriyatını merak eder insan. Tabii tekrar edelim: Engel olunmadığı müddetçe.

Benim çocuklarım da her çocuk gibi bayıltana kadar, sen biraz komşuya git istersen dedirtene kadar soru sorarlar. ‘Namazda ağzımda bir şey kalırsa ne olur’dan tut, ‘en az kaç paramızı verecektik bizden az parası olanlara’ kadar, ‘hacca neden bir kere gidiliyor’dan tut,  ‘abdest alınca ağzım ıslanıyor orucum bozuldu mu’ya kadar milyon tane fıkıh sorusunu ihtiyaca binaen soruyorlar zaten. Cevaplıyoruz. Allah razı olsun hayr ve bereket kaynağı mezheb imamlarımızdan. Meselenin kilit noktası bence bu değil fakat. Bunsuz olmaz. Ama sade bununla da, yok, olmaz.

Meselenin kilit noktası ibadetlerimizi neden yaptığımız? İnanıyoruz evet. Peki inancımı nasıl anlatabilirim. Elimle tutmadığım bir şeyi ona nasıl gösterebilirim. Cevap aslında yine aynı idi. Yaşamak. Neden oruç tutuyoruz sorusuna “sence neden” dedim. “Fakirlerin halini anlamak için” dediler.  Hay bin Zeitgeist :) Bu hallerine bayılıyorum. Alıp zihin kodu yapıyorlar direkt. Birinden duymuşlar işte. “Şu kadarcık aç kalma ile fakirlerin halini anlayacağımızı düşünmüyorum, aç kalıyoruz ama akşama istediğimiz yemeklere ulaşacağımızı biliyoruz” dedim. Aç kaldıkça vücudumuzdaki  hastalıklı kısımların onarıldığından tutun, aslında o kadar çok yemeğe ihtiyacımız olmadığına, diğer günlerde çok iştahla yemediğimiz yemeklerin oruçlu iken nasıl lezzetli göründüğünden tutun da bir bardak suyun ne kadar lezzetli olduğuna dair epey konuştuk.

Ama asıl bomba akşam patladı. Ben çocuklar kavga ettiğinde sinirlenmem. Zaten kavga etsinler diye kardeşleri var. Ama bu akşam tam sinirlenilecek gibi bir seviyede kavga ettiler. Nadir kızarım bunu biliyorlar. İddialaşmışlar. Eve dönerken küçücük bir poşeti sen taşıyacaktın ben taşıyacaktım derken caddenin ortasında birbirlerine girmişler. Küçücük poşet. İkisi de almamış ortada kalmış. Bağırışları te apartmanın girişinden duyulup durur. Girdiler içeri halen devam. Ben biliyorum canlarının neden sıkkın olduğunu, ikisinin de sabahtan beri ayrı ayrı sıkıntıları üst üste geldi. Ne oldu demeye kalmadan zaten anlattılar durumu. Başladım gülmeye. Şaşırdılar. “Neden sinirlenmedin” dedi kızım. “Oruçluyum ya, ondan herhalde” dedim. Bu sefer de “Ben de oruçluyum ama neden sinirlendim diye ağlamaya başladı tabii. Onu da sonra anlatırım.

Kendime hatırlatıp duruyorum. ‘Ol’ da söyle. ‘Ol’madığını tavsiye etme. Dilini tut, sözünü yut. İnşallah de. Elhamdülillah de. ‘Ol’madan vermek istersen kendinden verirsin. ‘Ol’up verirsen Rabbin verir. Şâfî değilsin. Ama vesile ‘ol’abilirsin.

1 yorum:

emine dedi ki...

ne güzel yazıyorsunuz. Allah sizden razı olsun...